Yürekleri Isıtan Türküler

Bu memleketin her yöresinin kendine has bir kıyafeti, yemeği, halk oyunu, şivesi, el sanatı, tarihi hikâyesi vardır. Ancak her şey bir yana, türküler bir yana…

  • 14.03.2017
  • Ümmühan Özcan Tan

“Türküler tıpkı kırk bin yıl su altında kalmış, yıkanmış, cilalanmış çakıl taşı gibidir” der Anadolu diyarından gelip geçen, Türk Edebiyatının koca çınarı, Abidin Dino’nun deyişiyle “Türküler Müfettişi” Yaşar Kemal.

 

Farklı inançların özgürce filizlendiği, uygarlıkların kaynaştığı Anadolu diyarında türküler de harman olmuş. O ezgiler ki, henüz Orta Asya bozkırlarında kopuz eşliğinde söylenmiş, asırlardır dilden dile dolanagelmiş. Bu kültür öyküsü, aşıklarca dile gelmiş: Karacaoğlan, Âşık Veysel,  Âşık Emrah, Kul Mustafa, Derdli ve daha nicesi.

Peyami Safa’nın ‘’Eski başka, eskimiş başkadır. Nice eskiler vardır ki, hiç eskimez’’ diye tahayyül ettiği şey, Anadolu insanının bağrından kopup gelen, acılarını, sevinçlerini dile getirdiği Türkülerimiz olmasın sakın?

Zamanla derinleşen türkülerdeki deyişler bambaşka diyarlarda, bambaşka gönüllerde halden hale girmiş. Eskiler sevdalıya "Al ömrünü, koy ömrümün üstüne, senden gelsin ölüm başım üstüne… Evvelim sen oldun, ahirim sensin"  diye ne de güzel tanımlamışlar öyle. Sevgilinin şakaklarından dökülen zülüflerin tel tel oluşuna, çeşm-i siyahım, diyerek siyah gözlere nasıl da içten seslenilmiş. "Eser seher yeli zülfün dağıtır,  gerdana dökülen tel incinmesin" diyen Karacaoğlan’ın benzetmelerini ayrı bir yere koyarız her daim. Bir Ege türküsü olan Kırmızı Buğday’da  "Yörü yörü dilber salma saçın sürünsün, açıver açıver cepkenini elmas gerdan görünsün" denerek sevgilinin gerdanına meyledildiği gibi, Allı Turnam diye umut bağlanan flamingolar bile yer bulmuş türkü dağarcığında Anadolu’nun. Beşiklerin altına konan toprak, elleri öpülesi kıymetli analara, "eledim eledim höllük eledim, aynalı beşiğe bebek beledim" türküsünü söyletivermiştir.

 

Söylenemeyeni söyletir türküler bu topraklarda. Kırılınca gönül testisi yaban ellerde, gurbet kokan Eğin türküleri davet eder hayalden yolculuklara. Malum, her türkünün bir öyküsü var. Isparta’dan çığırılmış olan şu türküyü ne de güzel taşır günümüze Özay Gönlüm…

 

"Evlerinin önü Mersin,

Ah sular içmem kadınım tersin tersin.

Mevla'm seni bana versin.

Al hançeri kadınım, vur ben öleyim.

Ah kapınızda bir tanem, kul ben olayım."

 

 

 

 

“Aynı köyde yaşayan Sırma ve Kara Hasan birbirlerine sevdalıdır. Sevdalarını anlattıkları aşk mektuplarını, birçok kişiden saklı olarak Sırma’nın en yakın arkadaşı Nur aracılığıyla, ceviz kabuklarının arasına koyarak evler arasından geçen su arkları ile ulaştırmaktadırlar. Fakat Sırma’nın anası bu sevdaya karşı çıkmaktadır. Kızının bey oğlu ile evlenip, rahat bir hayata kavuşmasını istemektedir. Sırma’ya her istediğini elde eden Emir de sevdalanmıştır.  Sırma ile Hasan’ı ayırmak isteyenler yüzünden olaylar çıkmaza girer ve iki sevdalı zor zamanlar geçirir.  Umutsuz bir sevdaya düşen aşıkların birbirlerine kavuşma mücadelesini anlatan türkü de, Sırma kızın evinin önünde mersin ağaçları olmasından dolayı bu şekilde ünlenegelmiş…

 

Geçmişi geleceğe sabırla taşıyan, tarihten daha gerçekçi, gerçekten daha hayalci türküleri dinleyin, sahiplenin onları zira çağrıdır her bir türkü; iyiye, güzele, kardeşliğe doğru…

Share this post:

Similar Articles:

Sevgilerle Zeki Müren

Sevgilerle Zeki Müren

Bodrum birçok kişi için deniz, güneş, eğlence demek olabilir ama tarihi, sosyal ve sanatsal açıdan da insanı doyurabilen bir yer. Yaşarken de tatil için gelindiğinde de ajanda yelpazesini geniş tutup çeşitlendirmekte fayda var. Bu çeşitliliğe ilk olarak eklenebilecek şey sanat güneşimiz Zeki Müren’in ömrünün son yıllarını geçirdiği Bodrum’daki evi.

Read more
Tirilye'de Bir Taş Mektep

Tirilye'de Bir Taş Mektep

Orhan Pamuk büyük toplumsal değişimlerden sonra geçmişin sosyo-kültürel izlerinin hüzne dönüştüğünden, bu yüzden şehirlerin hüzün dolu olduğundan bahseder. İstanbul gibi… Fakat ben size bugün bambaşka bir hikaye anlatacağım…

Read more

Girizgâh II

Nazlı nazlı tırmanır yücelere mor salkımlar İstanbul sokaklarında. Açık seçik yerlisi gibi görünmek için şehrin, usulca sarılır emektar pervazlara. Müşfik bir hicaz sarkar o pervazlardan caddeler boyu.

Read more