Darı Su Şeker Mucizesi: Boza

Bazı anları varlığıyla keyiflendiren tamamlayıcılar vardır. Mesela, bayram sabahının tamamlayıcısı maaile edilen kahvaltıyken, kış aylarında akşam vakti edilen sohbetlerin tamamlayıcısı mis gibi kokusuyla tarçın ve sıcacık leblebi eşliğinde içilen boza değil midir?

  • 12.12.2016
  • Dilara Anahtarcı

Boza in Vefa by "William Neuheisel" // CC BY

Darı, su ve şekerden yapılan boza, eskiden sohbetlere seyyar satıcının sokaktan yükselen “boo-zaaa” sesiyle katılırken günümüz sentetik hayat dünyasında plastik şişelere hapsedilerek market raflarında bekler konuma gelmiş durumda.

 

Türkiye’nin bilinen en eski içeceklerinden biri olan bozanın tarih sahnesine girişi yaklaşık 9000 yıl öncedir. Üretildiği bölgeye göre değişkenlik göstermekle birlikte en lezzetlisi darıdan yapılan boza 19. yüzyıla kadar iki çeşide sahip. Bunlardan ilki günümüzde tükettiğimiz tatlı boza; diğeri ise bozanın ilkel hali olarak nitelendirebileceğimiz, sarhoş edebilecek seviyede alkollü, sertçe bir içecek olan begni/bekni isimleriyle anılan ekşi/acı bozadır.  Öyle ki, begni özelliklerinin benzerliği sebebiyle bazı ziraatçilerce biranın atası olarak kabul edilir.

"Tarihinin en renkli ve hareketli dönemlerini Osmanlı Anadolusunda yaşayan boza, Fatih Sultan Mehmet’in en sevdiği içecekler listesinde yer almış, Osmanlı’nın küçük esnafı için önemli bir gelir kapısı olmuştur. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde yer alan bilgilerden 17. yüzyılda İstanbul’da 30 Bozahane ve 1005 bozacı bulunduğunu öğreniyoruz."

Bozahaneler, halkın hem ekşi hem tatlı bozayı içebileceği, sohbet edebileceği mekanlardan. Osmanlı zamanında, alkol tüketilen veya halkın örgütlenebileceği mekanlar dönem dönem yasaklar nedeniyle kapatılmış. Meyhanelerle eş tutulan bozahaneler de bu yasaklardan nasibini almış. Bu durum,  kötü bir davranışta bulunan kimsenin kendini savunmak için benzer bir kişiyi örnek göstermesi anlamında kullanılan  “bozacının şahidi şıracı” deyişinin ortaya çıkış hikayesinin kaynağı olmuş!

 

Abdülhamid devri kantocularından Şamran Kelleciyan Hanım, Bozacı Kantosu’nda der ki:

‘’Darıdan boza yaparım,

Sokakta gezer satarım.                                                              

Satup savup bitirince,

Odamda keyfime bakarım.

Ekşi de var, tatlı da var,

İsterseniz tarçın da var

Bozayı ah bir içince,

Size verir güzel neş’e.

Alınız da bir bakınız

Hile var mıdır içinde.

Bozacı Şamrandır namım,

Boza yapmaktır mutadım.

Geze geze pek yoruldum,

Yürümeğe yok mecalim.

Benim bozamı içenler,

Bir daha içmek isterler,

İşte artık gidiyorum,

Ustalar beni beklerler.’’

 

 

Share this post:

Similar Articles:

Surete, Ellere, Zarafete Adanmış Bir Ömür: Kitre Bebek Ustalığı

Surete, Ellere, Zarafete Adanmış Bir Ömür: Kitre Bebek Ustalığı

Coğrafyaların hüznünü, neşesini, örfünü, adetini yaşatır insanlar. Onlardan esinlenilenlerse; bebekler, kitre bebekler…

Read more
Şemsiyelerin Ters Açıldığı Gün: Manisa Mesir Festivali

Şemsiyelerin Ters Açıldığı Gün: Manisa Mesir Festivali

On altıncı yüzyıldan bugüne uzanan, Manisa'nın yalçın dağlarına, tarihi kubbelerine teşne bir gelenek... Manisa Mesir Festivali bir kez daha ağırladı kalabalıkları, eller göğe, eller şifaya uzandı bir kez daha.

Read more

Assos’un Et Yiyicileri: Sarcophagi

Kireç taşından bir lahit içine konan ölü bedenlerin birkaç hafta içinde yok olması bir Antik Yunan büyüsü mü? Yoksa pagan tanrıların bir oyunu mu? Peki ya ölü yiyiciler?

Read more