Saz ve Söz: Neşet ile Leyla

Sazın ve sözün ötesinde, bu ıslak toprakların kurutamadığı yanık türkü, Neşet Ertaş…

  • 11.01.2017
  • Merve Tuğtepe

Onun cenneti babasının ayaklarının altında bir mezar, Neşet Ertaş… Nedendir bilinmez garip garip öten bülbül için mesele herkesi sevmek değil, kimseden nefret etmemekti. Soğuk mermerin tanıklığında “saygı, sevgi, hoşgörü” idi. İsmi gibi kendi doğru yolunda ilerleyen bu bozkırın tezenesi ve Abdalların son cephesi Ertaş, içindeki tepkisiz boşluğun haykırışıydı babasına. Günlerin getirdiği bencil yaralar Leyla’yı da getirseydi keşke ona. Saz ve söz, Neşet Ertaş için sadece bir insan etiketi. “Gözyaşım sen oldun kahirim sensin, evvelim sen oldun ahirim sensin” diye babasından öğrendiği saz dile gelirken, kaderden çalsaydı keşke Neşet de sonsuz aşk ve sadakati, bağlamayı çaldığı gibi içten. Çünkü, gönüldekini sevmenin masumiyeti, ayrılamaz dertten, kederden.

 

"Temiz ruhlu, saf kalplisin şöhretsin,

Hakkın vardır evlenmeye evladım.

Mevlam sana yapanları kahretsin,

Aslı bozuk alma dedim evladım.

Dokunsalar nazif tene kir gelir,

Bizden önce ceddimize ar gelir,

Köle olmak şanımıza zor gelir,

Aslı bozuk alma dedim evladım."

 Muharrem Ertaş

 

Sürselerdi onu Leyla’dan yana, babasına karşı gelmek bu kadar koymazdı. Hiçbir suçu yok inanın bana, olsa o saz ellerinde olmazdı. Giderken Neşet Leyla’yı seviyor diye bağırdı. Hiç aklında yoktu halbuki bu gariplik. Beynine kan sıçradı. Leyla’nın zamanı mıydı şimdi? İstedikleri bu muydu? Darısı herkesin mezarının başına. Artık hayat hakkında ne yazacağını bilmiyor. Hani herkes arar sevdiğini de kavuşamayan çok olur. Dil susar da gönül konuşur. “Boynu bükük bir garibim yüzüm gülmüyor, gönlüm hep seni arıyor, neredesin sen?” Bozlak türünün en önemli ismi, babası Muharrem Ertaş ile aynı redifli türkü, aynı ruhun insanı, aynı yaş halkaları sazlarında. 

 

 

Evlat sevgisini, yar sevgisine kırdırdılar, bu garip dünyada. Bir dut kütüğünden kaç saz çıkar, kaç yaş bekler bir göz pınarında.

 

“Ulu arıyorsan analar ulu, 

Sevmişiz biz onu olmuşuz kulu,

Analar insandır, biz insanoğlu, 

Aslı bozuk deme, gel şu insana. 

Aşkı kimden aldın, sevgiyi kimden,

Aslı bozuk deme, gel şu insana. 

Soracak olursan eğer ki benden,

Aslı bozuk deme, gel şu insana. 

Yazımızı felek yazdı, mevlâdan değil, 

Senin dediklerin evladan değil,

Her hata suç bende, Leyla’dan değil, 

Aslı bozuk deme, gel şu insana.

Seni beni kim getirdi cihana,

Her oğulu doğurmuştur bir ana,

Senin fikrin bozuk, dostluk bahane,

Aslı bozuk deme, gel şu insana.”

Neşet Ertaş

 

Alnındaki kızgın çizgiler, arkasında her kim varsa, onu dinlemeyi reddeder gibi. Her vurduğu nağme, daha önce çok yaş görmüşçesine hayat çizgileriyle dolu, bir bir, anı anı. Hani hep der ya benim ozanım, “Felek bulut oldu üstüme yağdı. Yaşları gözüme dolan dünyada. Ah yalan dünyada yalan dünyada. Yalandan yüzüme gülen dünyada.”

 

“Küsmedim neşedim kahrettim sana,

Baban değil miydim sormadın bana,

Olan olmuş yavrum ne deyim sana,

Sen aklını yitirmişin evladım.”

 Muharrem Ertaş

 

Bağlamasını çalar gibi hiç kaldırmadı dik başını, göğe doğru, gidiyorum der gibi. Yeter artık der gibi. Çok üzdünüz der gibi. Sofrada, tabağındaki yemeği reddeder gibi. Müjganla ağlaşan sazı da ona hep derdi,  “Mevlam ayrılık vermesin, göğde uçan kuşa Leyla’m.” Mevlam kimsenin yazını kışa çevirmesin. Bu ıslak toprakların kurutamadığı türkülerimizi benimsememiz dileğiyle… 

 

 

 

Share this post:

Similar Articles:

Kuşlar da Gitti

Kuşlar da Gitti

Bir divan şiiri olur kuşlar, âşık olurlar ve sevgilinin saçları gibi dolanırlar bir camiye. Hem gül hem bülbül… Avlularda dönerler pervane misali. Dönerler de bir yere konamazlar. Yüzyıllardır kondukları ağaçları, evleri, duyguları yerlerinde bulamazlar. Bulduklarında da istenmezler. Bu ülkede bir çingenedir kuşlar, camiler de dâhil.

Read more
Tarhananın Göçü

Tarhananın Göçü

Yürümek… Bir adım, sonra bir adım daha atarak saatlerce, günlerce, aylarca, yıllarca süren bir yürümek. Adım attıkça gündüzün geceye dönüşüne, yazın kışa dönüşüne şahit olmak, hep biraz daha fazlasını, yurdunu, aramak, göçmek… Diyardan diyara göçerken, mevsimler değişirken doğa karşısında doğa yardımıyla hayatta kalmanın yolunu öğrenmek…

Read more
Kalaycıların Son Bekçisi: İlyas Baykal

Kalaycıların Son Bekçisi: İlyas Baykal

En son ne zaman elinize bakır bir kap aldınız? Büyük ihtimal bu sorunun cevabı çoğu kişi için “bilmiyorum” veyahut “hatırlamıyorum”dur. Kullanmayan bilmez kıymetini lakin nice hikayeler tutunmuştur o emektar bakır kaplara.

Read more