Kalaycıların Son Bekçisi: İlyas Baykal

En son ne zaman elinize bakır bir kap aldınız? Büyük ihtimal bu sorunun cevabı çoğu kişi için “bilmiyorum” veyahut “hatırlamıyorum”dur. Kullanmayan bilmez kıymetini lakin nice hikayeler tutunmuştur o emektar bakır kaplara.

  • 28.06.2017
  • Merve Gürel

Küçüklüğümde annemin çeyizi ve annesinin hatırası olarak getirdiği birkaç bakır tabak, tepsi ve tencere bulunurdu. Bazı bazı tabakların içi kızıllaşır veya tepsiler kararırdı. Kalaylatmak babama düşerdi. Bu, çocukluğa nakşolan alelade adetlerden biriydi. Ta ki kullanılmayan bu tabaklara seneler sonra tekrar rastlayana kadar. Üzerlerinde yılların tozu ve içlerinde de artık önemsenmeyen kızıllıkları ile unutulmuşlardı. İzmit’teki bakırcılar çarşısına, o kararmış, kızıllaşmış eşyaların dilinden anlayanların mabedine gitmeliydi.

 

Bakırcılar Çarşısı… Kulağa Yaşar Kemal’in bir romanının adı gibi gelen bu iki kelime aslında İzmit’te bulunan ve sadece bakır eşya satan iki esnaf ve bir kalaycıdan oluşan küçük bir sokağın ismi. Eskiden bu sokak ve daha pek çoğu kalay ve bakırcılardan oluşurmuş. Fakat endüstriyelleşme ile birlikte mutfaklarda kullanılan bakır eşyaların yerini fazla ve ucuza temin edilen porselen, plastik ve benzeri eşyalar alır.

Kalaycılık mesleği de mutfaklardan eksilmeye başlayan bu eşyalar gibi yavaş yavaş azalır. Ta ki İzmit’te tek bir kalaycı kalana kadar: İlyas Baykal.

Henüz on iki yaşında kalaycılığa başlayan İlyas Usta 47 yılda kalaycıların git gide azalmasına ve kalaycıların kurdukları derneğin kapanmasına şahitlik etmiş. Sekiz kardeşten en küçüğü olan Usta, mesleği ağabeylerinden öğrenmiş. Kendisi sadece sekiz kardeşten değil, çarşıdaki yetmiş kalaycıdan da hayatta olan tek kişiymiş. Bakır kaplarda pişirilen yemeğin tadının bir başka olduğunu, bu yüzden hala bakır kullanan insanların az da olsa mevcut olduğunu söylüyor. “Eskiden sabaha kadar çalışırdık. Çok iş olurdu. Şimdilerde ise iş olmadığı için öğleden sonraları dükkânı kapatıyorum” diyor. Dükkanı kapatmadan yetiştiğim için şanslı olduğumu belirterek gülümsüyor.

 

İlyas Usta, kalaycılığın göründüğü kadar kolay olmadığını belirterek başlıyor kalaylama işinin nasıl yapıldığını anlatmaya. Gelen eşyalar ilk olarak zehirli bir ilaca batırılıyor, sonra suda güzelce yıkanıp ocakta ısıtılıyor ve tekrar ilaca batırılıyor. Kum ile ovulduktan sonra örs ile yamuk yerleri düzeltiliyor ve tekrar ocağa sokuluyor. Tüm bu işlemlerden sonra ise nişadır, kalay ve kalaycılar için özel olan, bilinen pamuktan daha sert olan, bir pamuk ile kalaylama işlemi yapılıyor. Dinlemesi kolay, yapması epey zahmetli! Öyle ki bu işi öğrenmesi İlyas Usta’nın yıllarını almış.

 

Kırk yedi yıl, dile kolay. İlyas Usta, 12 yaşında ağabeylerinin yanında çırak olarak başlamış bu mesleğe. Bugün 59 yaşında olan Usta, bir yandan ayağıyla körüğü çalıştırırken bir yandan da kalay yaparak bu mesleğin görünenden çok daha zor olduğunu söylüyor. “Bu işi bilmezsen yapamazsın. Bilmen, öğrenmen için de dört, beş sene çalışman lazım.” Dahası küçük ve karanlık atölyesinde yalnız çalışıyor. Müşterinin bile çok seyrek uğradığı bu dükkana kimse çalışmak ya da bu mesleği öğrenmek için gelmiyormuş. Nedeni ise çok açık: artık bu meslekten para kazanılmıyor. İşin ehemmiyetini İlyas Usta’nın birkaç sözü hüzünle anlatıyor: “Çırak yoksa kim gelir buraya?”

 

Belki de bugün esas ihtiyaç duyduğumuz, eskiye romantik bir özlem değil, geçmişe dair bir koruma bilincidir, kim bilir?

 

 

Share this post:

Similar Articles:

Kızlarağası Hanı

Kızlarağası Hanı

İzmir'in meşhuru, çarşının kıdemlisi, yorgun gezginin bir acı kahvesidir Kızlarağası Hanı. Gelen geçer, gezgin uğrar, oysa Han asırların hatıratını durup dinleyene saklar...

Read more
Girizgah III

Girizgah III

Teskin eden nedir insanı onca hengameden sonra? Ya martıların esrik kahkahası, ya çekiçlerin sebatla vuruşu bakır parelere. Hele bir gözler görmesin kalabalık çarşıları, hele bir siftah yapmasın usta, hele arşınlanmasın patikalar yorulmaksızın, o zaman özler insan huzuru.

Read more
Tohumdan Hasata Bir Anadolu Öyküsü: Ekmek

Tohumdan Hasata Bir Anadolu Öyküsü: Ekmek

Sofralarımızın vazgeçilmezi belli başlı hasletlerimizden olarak gördüğümüz, o olmasa karnımızın doymadığı ekmek, eski çağlardan beri topraklarımızın demirbaşı.

Read more