Sabrın Sonu: Şemi'nin Mutfağı

Öğrencilik kendine has zorlukları barındırır. Hele Erzurum ayazında tir tir titreyip kendinizi rahat hissedeceğiniz tanıdık bir yuva yahut sıcak bir çay ile içinizi ısıtacak bir mekan ararsınız. Şemi’nin mutfağı işte o mekan…

  • 06.07.2017
  • Emelcan Pehlivan

Bahar, her ne kadar şark güneşini parlatsa da, Erzurum’un soğuğu üşütmeyi sürdürür insanı. Atatürk Üniversitesi’nin hemen karşısında küçük bir mekan fark edip içeri girmemle başladı hikaye. Mekan, kavrulmuş nane kokusuyla karşılıyor konuğunu. Çocukluktan bakiye bencileyin bir samimiyet beliriyor. Annelerin donattığı akşam sofrasına beklenenler gibi hissediyor insan. Mutfaktan “çocuklar istediğiniz yere geçip oturun elimde mantı var bitirip geliyorum” demesi mest ediyor insanı. Mekana göz gezdirmekten kendimi alamıyorum. Ufacık bir yemekhane burası. Evcimen bir ruhu var adeta. Duvarlarda emektar güğümler, tavalar, beraberinde halılar asılı.

Büsbütün huzur buluyorum Şemi’nin mutfağında. Güleryüzlü Şemi Hanım hoşsohbetiyle bizleri karşılıyor. İçten gülüşü mazinin ona yaşattıklarına bir meydan okuyor sanki.

 

Sorunca tebessümünün ardındakini, başlıyor söze:

 

“Çocukluğumdan beri hep kendi yerimi açıp misafirlerime kendi ev yapımı yemeklerimi ikram etmek isterdim. Evlendim, çocuklarım oldu, eşim evde çocuklarımızı büyütmek istememizden yana olduğu için bir türlü fırsat bulamadım. Aslında hayallerimi lafta ertelemiştim. Gizli gizli sürekli mekan bakıp neler yapabileceğimi düşünüyordum. Bir gün bu mekanın devredildiğini duydum. Her işimi bırakıp mekan sahibi ile görüştüm. Kafeyi devralmak için maddi imkan yoktu ama çocukluk hayalimi gerçekleştirmek vereceğim karara bağlıydı. Girişimci kadınlar için devletin destek programlarının olduğunu öğrendim. Hiç zaman kaybetmeden başvurularımı yaptım. Aynı gün mekanı devraldım. Hiç pişman olmadım. Beş yıldır ben işletiyorum. Arada çocuklarım da yardımcı oluyor bana, birlikte çalışıp birlikte büyüyoruz. Evimi kafeye taşıdım diyebilirim. Kafemin aşçısı ben, garsonu ben, servis elemanı ben. Her şeyi benim. İstediğim yemekleri yapıp misafirlerimin beğenisine sunuyorum. Çok şükür bütün dostlarımız memnun.”  

 

Şemi Hanım’ın hoşsohbeti ve mekanın samimiyeti kadın emeğinin takdire şayan verimlerinden ileri geliyor olsa gerek. Koşullara inat tüm gücüyle işine ve evlatlarına sarılması bir sedefkârı andırıyor. Yılmadan ahşabı sedef ile parlatan bir sedefkârı...

 

“Bir sır ki âşikâre,

Avcı yenik şikâre.

Yalnız, yalnız sabırda

Çaresizliğe çare...”

 

Necip Fazıl Kısakürek

 

 

Share this post:

Similar Articles:

Mesir Tadında Bir Şehir: Manisa

Mesir Tadında Bir Şehir: Manisa

Hiç, bir yerden ilkin nefret edip sonra sevdiğiniz oldu mu? Benim oldu! Öyle bir sevip bağlandım ki sonradan bir yere gidemez oldum bu kendinden menkul, İzmir’in gölgesindeki mahzun Manisa’dan.

Read more
Tarihi Kalkanoğlu Pilavı

Tarihi Kalkanoğlu Pilavı

Düşünün ki alacağınız bir kaşık pilavda 161 yıldır değişmeyen bir lezzet buluyorsunuz. Bu lezzetin de Osmanlı mutfağından Trabzon'un küçük samimi bir restoranında olduğunu öğreniyorsunuz. Ama bu pilavın hikmeti, zamana direnişinin yanı sıra, Osmanlı ordusunun yediği pilavla aynı lezzette olmasında.

Read more
Tarhananın Göçü

Tarhananın Göçü

Yürümek… Bir adım, sonra bir adım daha atarak saatlerce, günlerce, aylarca, yıllarca süren bir yürümek. Adım attıkça gündüzün geceye dönüşüne, yazın kışa dönüşüne şahit olmak, hep biraz daha fazlasını, yurdunu, aramak, göçmek… Diyardan diyara göçerken, mevsimler değişirken doğa karşısında doğa yardımıyla hayatta kalmanın yolunu öğrenmek…

Read more