Klarnetin Büyüsü Sesinin Buğusu

Tarihi 17. yüzyıla uzanan bir enstrüman ve ona adanmış, onunla yoğrulmuş bir ömür. Enstrüman Batı Avrupa'dan, ömür ise güzide il Ordu'nun Bayadı köyünden.

  • 20.07.2017
  • Emine Nural Öztürk

Fotoğraf: Sibel Öztürk

Fotoğraf: Sibel Öztürk

Fotoğraf: Sibel Öztürk

Fotoğraf: Sibel Öztürk

Fotoğraf: Sibel Öztürk

Fotoğraf: Sibel Öztürk

Dede Ahmet Özdemir 2014 yılında vefat edene kadar farklı dallarda yaklaşık 16 usta yetiştirmiş. “Biz ona 'âhi' diyoruz" diye söylüyor torunu Eren Özdemir ve ekliyor:

 

"Evvelden çobanmış dedemiz, kaval çalarmış. Merak etmiş, perde sistemi koysak nasıl olur diye. O böyle düşünürken bir düğünde klarnete rastlamış. Klarnetin bu topraklara girişi 1800'lü yılları buluyor. Düğünlerde çalınıyor o zamanlar ve çalanlar, diğer insanlar nasıl çalındığını görmesinler diye arkalarını dönüp çalıyor. Dedemiz bu enstrümana vurulunca kendi kendine yapıyor ve çalıyor. Babası inşaat ustasıymış, gel vazgeç bu sevdadan diyor. Dedemiz vazgeçmiyor. 'Bu benim hayatımdaki aşkım’ diyor. İlk klarnetini de manda boynuzundan yapıyor. Bunu gören biri satın almak isteyince dede gönül verdiği bu işe canla başla sarılıyor. Ellili altmışlı yıllardan sonra diğer şehirlere gidiyor tanıtıma. Türkiye'de ilk klarnet yapımı böylece başlamış oluyor."

 

Tüm bunları dinlerken Ahmet Usta’nın mesleğe ilk başladığı günden beri kullandığı ve günümüzde en ufak bir detayı bile bozulmamış olan atölyesini soluyoruz. Tarih, emek ve özgünlük kokuyor her bir tahta parçası. Karadeniz'in bir köyünün bir ahşap evinden dünyaya yayılan, ürününün adına "Türk Klarneti" denen bir sanat, bir zanaat. Her gelen insan, basın, yayın kuruluşu bir hatıra bırakmış, ayağının tozunu getirmiş havaya katmış. Öyle bir aile ortamında hissediyorsunuz ki kendinizi… Ortada ilkbahar günü bile serin Karadeniz'in dağlarında tüten bir soba, onun üzerinde bir demlik. Bir avucumuzda yaş fındık diğerinde tavşan kanı bir çay. Yeşili soluyoruz…

 

“Klarnet yaparken aklınıza şu tahta neden yamuk diye geliyor, bu küçük ahşap atölyeyi ve kusurlarını düşünüyorsunuz, aslında zihnimizi dinlendirmiş oluyoruz. Sonrasında kaldığımız yerden devam ediyoruz. Burada biz önemli olanın yer ve mekan değil önemli olanın usta olduğunu anlatmak istiyoruz. Aklınızda güzel düşünceler varken güle oynaya şarkılar türküler eşliğinde yaptığınız klarnete bu hissiyat geçiyor, ortaya güzel şeyler çıkıyor. El yapımının standardı yok, zaten hammaddenin bir ruhu var. Siz de bir şeyler katınca tabiri caizse bir harman yeri oluyor."

“Bu klarnetin bir diğer özelliği ise kişiye özel olması. Seri üretim diye bir şey söz konusu değil. Klarnet üreten fabrikalar elbet var ancak ‘Özdemir’ klarnetleri kişiye özel. Woody Allen'dan Serkan Çağrı'ya, Bon Jovi'den Hüsnü Şenlendirici'ye, Arap Prenslerine kadar alıcısı ve kullananı var."

“Alıcıyla birebir iletişim ve samimiyet kurmamız bizim için çok değerli. Bir dostluk kuruluyor, bayramda seyranda hatırlanıyor.” Bu sistemde bu işi yapan yegane üreticiler olduklarını da ekliyorlar.

 

Dedenin kendi elleriyle her yılın mahsulünden bir tane astığı fındık çotanağının yanına gelince dededen konu açılıyor. Torunlarıyla hem dede torun hem usta çırak ilişkisi yaşadığını anlatıyor torunları, mermer klarneti de yaptıktan sonra mesleğinde zirveyi yaşayan dede Ahmet Özdemir, torunlarına bu mesleği baba mesleği olarak bırakıyor.

 

"En az beş yılını vermek lazım bu mesleğe. Önce gözünü alıştırmak lazım, sabır lazım” diyor torunları. "İçinde kuyumculuk, torna tesviye, marangozluk gibi birçok zanaati de barındırıyor klarnet yapımı. Çünkü baştan sonra kadar tüm aşamaları, tüm malzemelerin üretimini biz yapıyoruz" diye de ekliyorlar.

 

 

 

Ağaçların karakterleri var diyorlar. Türkiye'den zeytini, yurtdışından genel olarak abanozu kullanıyorlar. Hammadde ağacı aldıktan sonra şekillendirip klarnet çapına gelinceye kadar küçültüyorlar. Ağacın zaten en az on, yirmi yıl dinlenme ve kuruma safhası var. Yani o güzel klarnet sesinin ardında ilmek ilmek işlenen sabır mahsülleri var.

 

Tornadan geçtikten sonra üzerinde nota delikleri açılıyor, üzerindeki perde sistemi el imalatıyla yapılıyor, kişiye ve parmağına özel olarak konumlandırılıyor. Ardından sıra kaplamalara geliyor. Bu işlemlerden sonra yine kurutuluyor. Üç ila altı ay sonra kendine has tınısı oluşuyor. Bu aşamada sabır çok önemli. Tüm bunlar bittikten sonra dahi sesin tam anlamıyla oturması için yarım saat civarında çalınması gerekiyor.

 

Şu anda atölyede Ahmet ustadan öğrendiklerinin üzerine süslemeler katan dört usta çalışıyor.

 

"Dedemiz bize bir fabrika bıraksaydı biz bu işi yapmazdık, dedemiz bize bu emeği bu mesleği bu sanatı bıraktı. Hepimizin farklı meslekleri varken bırakıp geldik oturduk bu işin başına, bu bize dedemizden miras, bu bir sanat bu bir zanaat. Bu, Türkiye'nin bir değeri artık. Bunun için de elimizden gelen emeği gösteriyoruz."

 

Günün birinde yolunuz hırçın Karadeniz'e düşerse, yazın ortasında serinlemek, yeşilin bin tonuna, bir de çay eşliğinde güzel sohbete tanıklık etmek isterseniz Bayadı köyünde bu kendi halinde, içinde dünyaları emeği ve ömürleri barındıran atölyeye uğrayın. Aşağıdan akan ırmağın sesini, klarnetin nefesini dinleyin.

 

Klarnetin büyülü, sesinin buğulu dünyasına bir insan eli değmesi, bu toprakların kültürüyle bu ezginin harmanlanması, dünyaca ünlü müzisyenlerin elinde Ahmet Özdemir klarnetlerinin bulunması muazzam bir kıvanç bizler için. İyi ki sanata, zanaate, emeğe, alın terine adanmış ömürler, nice gönüller var.

 

 Sağ olun, var olun!

 

 

 

Share this post:

Similar Articles:

Elli Beş Yıllık Bir Terzi Hikayesi

Elli Beş Yıllık Bir Terzi Hikayesi

Hayattaki her meslek için çıraklıktan başlanması gerektiğini düşünen bir usta… Aşağıda öğrenmezsen yukarıda yapamazsın diyor. Yılların birikimini ve hünerini paylaşmak için can atan, ürettiğinden zevk alan ve işini sevgiyle icra eden bir terzi Mehmet Kamil Usta.

Read more

Yaşayan Müze: Beypazarı

Mimarisiyle ünlü Beypazarı'nın tarihi beyaz konaklarının şanını hepimiz biliriz. Bu güzel yapılardan birinin restore edilmesiyle 2007'de kurulan Yaşayan Müze, hem bir halk bilimi çalışması hem de bir açık hava müzesi.

Read more
Taşhan'daki Kuzguni Sır

Taşhan'daki Kuzguni Sır

Şehir merkezindeki tarihi Rüstem Paşa Kervansarayı’na girdiğinizde adeta gözleri kamaşır insanın. O kuzguni, parlak siyah taş ne çok şekle girmiştir: zarif kolyeler, sevginin ve sadakatin temsili yüzükler, her tanesinde inanç harlayan tespihler...

Read more