Var ile Yok Arası Anadolu

Bir akşamüstü saatte bilmem kaç kilometre hızla Çıldır Gölü’nün etrafından dolaşarak Ardahan’dan Kars’a geçerken bir tabela utangaç ve hevesli tavrıyla el eder gezginlere. Tozlar arasında güçlükle seçilen köy isimlerinin yanı başında bir durak: Urartu Yazıtı.

  • 21.09.2017
  • Merve Gürel

Taşlı, çukurlu, iptidai köy yolları, toprak damlı evlerle buluştuğunda insanın içini millî edebiyat zevk ve anlayışını benimseyen bir şair romantikliği doldurur. Köyün girişinde, yaklaşık on kişiden oluşan genç ve orta yaşlı erkekler parke taşlarıyla kendi köy yollarını yapmaya çalışırlarken bir yabancıya da yazıtın yerini tarif ederler. Batıda yaşayan birine herhalde garip gelir yolları belediye işçilerinin yerine köylülerin yapması. Onların deyişiyle “Burada devlet yoktur”. Yalnız devlet değil, belediye de öyle. Aslında varlar ama yoklar.

 

Bir de Urartu kralı Sarduri (M.Ö. 767-735) var. Kral Sarduri vaktinde Kars’a bir askeri sefer düzenlerken kendi kudretini belgelemek için çivi yazısıyla “Tanrı Haldi’nin büyüklüğüyle Argiştoğlu Sarduri der ki; Terk edilmiş (?) Uhime ülkesini ele geçirdiğim zaman, o seferin dönüşünde, Magaltu şehrini (de) ele geçirdim. Erkek ve kadınları Bianili ülkesine sürgün ettim.” yazdırtır ki ondan yüzyıllar sonra gelen İsrailli, İtalyan, Amerikan ve daha nice milletten profesörü kendi peşine taksın, adı ilelebet bu kubbede baki kalsın. Ve bunu başarır da.

 

Yazıtın hemen önündeki evde oturan Dursun Amca ve kızı oraya nicelerinin uzak yerlerden sırf bu yazıtı görmek için geldiğini, yazıtın fotoğrafını çekip kalıbını aldıklarını söyleyip biraz mahcup ve üzgünce ülkemiz insanının ilgisizliğinden dem vururlar.

Bu toprakların insanı olarak bu toprağı nasıl hor gördüğümüz, bu toprağa karşı ilgisizliğimiz Anadolu düzlüklerinde yüze çarpan rüzgar oluyor.

O hoyrat rüzgar atıyor bizi bir sonraki köyün yoluna. Harap yollar kiliseyle buluşana kadar gidiyor. Tabelaya göre bir kilise olduğu yazılı olan Gülyüzü Köyü’nde Erdal Ağabey ahırların damlarından atlata atlata kiliseye götürüyor. Pek çok amaçla hatta bakkal olarak bile kullanılan kiliseden pek bir şey artakalmamış. Öyle ki günümüzde ahır olarak kullanılan kiliseye ineklerden dolayı girilmiyor. On yıllar önce Ruslar tarafından yapılan kiliseden çıkıp yine Rusların açtığı yollarda yürürken zihinler şu bildik memleket meselesiyle bulutlanıyor. Erdal Ağabey de bir yandan yakınıyor: “Hayvancılıktan artık bir şey kazanamıyoruz. Karaborsa, aracılar, vergiler…”

 

 

 

Share this post:

Similar Articles:

Kızlarağası Hanı

Kızlarağası Hanı

İzmir'in meşhuru, çarşının kıdemlisi, yorgun gezginin bir acı kahvesidir Kızlarağası Hanı. Gelen geçer, gezgin uğrar, oysa Han asırların hatıratını durup dinleyene saklar...

Read more
Yılların ve Yolların Getirdiği: Kuşkonmaz Camii

Yılların ve Yolların Getirdiği: Kuşkonmaz Camii

Bin yıllık kültür birikiminin demirbaşı, Mimar Sinan dehasının ürünü, İstanbul'un "kasr-ı müzeyyeni" Kuşkonmaz Camii. Dört asır öncesinden bugüne kalan davetkar bir mabet...

Read more
Cinnah 19

Cinnah 19

Bakmasını bilen gözlerin karşısına sürekli güzellikler çıkartan bir şehir Ankara… Çıkmaz bir sokak, ferah bir teras, sarmaşıklı bir duvar; bir anda insanın karşısına çıkar, yüzünü gülümsetir. Çoğu zaman da arkasında büyük hikâyeler taşıyan yerlerdir bunlar üstelik. Merhum bir devlet adamının evi, eski bir sefaret bahçesi, yakın tarihin ilk’lerinin yaşandığı bir balo salonu.

Read more