Kuşlar da Gitti

Bir divan şiiri olur kuşlar, âşık olurlar ve sevgilinin saçları gibi dolanırlar bir camiye. Hem gül hem bülbül… Avlularda dönerler pervane misali. Dönerler de bir yere konamazlar. Yüzyıllardır kondukları ağaçları, evleri, duyguları yerlerinde bulamazlar. Bulduklarında da istenmezler. Bu ülkede bir çingenedir kuşlar, camiler de dâhil.

  • 08.12.2017
  • Merve Gürel

Özellikle Mimar Sinan’ın bir camisini, yani tarihi önemi hasbelkader bilinen bir camiyi gezerken fark edersiniz kuşların istenmediğini. Böyle camilerden birinin avlusuna girer girmez sizi boylu boyunca uzanan şeritler ve onların üzerinde sabitlenmiş “v” şeklinde sıralanan yüzlerce müptezel plastikten mamul nesneler karşılar. Kuşkonmaz da diyorlar. Caminin sütunları tahrip olmasın diye aralarına çekilen yeşil renkli metal direklerin kuşlar için ideal bir durak olması ile mesele başlamış sevgili okur.

 

Kuşların konması ile avluya ve bittabi insanların üstüne talih dağıtmaları inancı dahi modern kültürün çarklarına direnememiştir. Ne vakit meraklanıp elinize Osmanlı ve hayvanlarla ilgili tarihsel bir kaynak alsanız, sadece kuşlar için barınma, sağlık, beslenme ve sert iklim şartlarından korunmak için kuş evleri kuran vakıflar ile tanışırsınız. Göç sırasında sakatlanan kuşlar için hastaneler kurarak insanlığı kendine hayran bırakırmış bu topraklar. Dahası, hayvan haklarına dair ilk düzenlemenin bile bu yurda ait olduğunu okursunuz.

Kuşları, insanlığın uğuru, barışın muştusu, yâre aşk sözünün ulağı olarak gören bir toplumdan, konup da ahaliyi pisletmesin diye pervazlara kuşkonmaz yerleştiren bir topluma dönüşüyoruz; belki de dönüştük çoktan.

Daha da üzücü olanı camiler inşa edilirken kuşlara özel yerler yapılan bir geçmişten gelip şimdi kuşları yaşanılan yerlerde bile istemeyen bir tuhaf insana dönüşmek. Rivayete göre Mekke’yi düşmanlardan koruyan “Yerde yürüyen hayvanlar ve iki kanadıyla uçan kuşların hepsi sizin gibi bir ümmettirler.” diye öğütleyen bir ibadet sığınağında böyle bir garabet epey çelişkili olsa gerek. Galiba “Ne olursan ol yine gel.” sözüne kuşlar dâhil değil.

 

Bu kuşkonmaz şeritlerinin bir de mimari boyutu var. Yıllardır oraya asılı metal şeritlerin zaman ve hava şartları ile boyası sütunlara akar, kâh çini kâh el işçiliği bakır veya kurşun kaplamanın üzerine pas ve boya akıntıları zerk olur. Bu durum artık Selimiye Camii’ni de aşmış, Edirne ve İstanbul’daki pek çok tarihi eserde de görülür olmuştur.

 

Velhâsılıkelam, “O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler.” ve biz, o muhteşem tarihi binalarımızın mahvedildiği bir çağda kaldık. Ve artık kuşlar da uçmuyor.

 

 

Share this post:

Similar Articles:

Başlangıçların Diyarı Anadolu

Başlangıçların Diyarı Anadolu

Bir Usta’nın özenle, sabırla yarattığı her bir eser, ardında onun öyküsünü gizlemekte… Bir Usta, koca bir ömrü anlatmakta bize bazen. Bir Usta, koca bir öyküsünü anlatmakta insanlığın…

Read more
Tarhananın Göçü

Tarhananın Göçü

Yürümek… Bir adım, sonra bir adım daha atarak saatlerce, günlerce, aylarca, yıllarca süren bir yürümek. Adım attıkça gündüzün geceye dönüşüne, yazın kışa dönüşüne şahit olmak, hep biraz daha fazlasını, yurdunu, aramak, göçmek… Diyardan diyara göçerken, mevsimler değişirken doğa karşısında doğa yardımıyla hayatta kalmanın yolunu öğrenmek…

Read more
Var ile Yok Arası Anadolu

Var ile Yok Arası Anadolu

Bir akşamüstü saatte bilmem kaç kilometre hızla Çıldır Gölü’nün etrafından dolaşarak Ardahan’dan Kars’a geçerken bir tabela utangaç ve hevesli tavrıyla el eder gezginlere. Tozlar arasında güçlükle seçilen köy isimlerinin yanı başında bir durak: Urartu Yazıtı.

Read more