Surete, Ellere, Zarafete Adanmış Bir Ömür: Kitre Bebek Ustalığı

Coğrafyaların hüznünü, neşesini, örfünü, adetini yaşatır insanlar. Onlardan esinlenilenlerse; bebekler, kitre bebekler…

  • 28.10.2018
  • Emine Nural Öztürk

Cedid Mehmet Efendi Medresesi’nin kalabalıklar içindeki sükunetine eşlik ediyor kitre bebek atölyesi. Her bir bebek bambaşka bir hikaye. Sanat eserlerini kendi evladı gibi seviyor, benimsiyor yılların kitre bebek ustası Selma Usta. Hayatını anlatıyor… Ustanın mavi gözlerinde hikayesinin derinliğine dalıyorsunuz. Kitreyi anlatıyor önce, kırlarda yetişen geven dikeninden üretildiğini öğreniyoruz. Doğal bir madde olduğundan bakteriler farklı, hafif nahoş bir koku yayıyor ancak yılların alışkanlığı olsa gerek bu kokuyu sevdiklerini de ekliyor ustamız.

"Elinizde sadece boya, kumaş ve kitre var. Sanatınızı konuşturup bunlardan hikayesi olan bir insan timsali üretmeniz lazım."

Aylarca işledikleri oluyormuş bir bebeğin bir kıyafetinin bir kenarını. “Emek!” diye düşünmeye başlıyorsunuz, hem de ne emek… Kimi zaman insan figürleri yapıyorlar, kimi zamansa hayvan figürleri. Her bir eserin bir ruhu varmış gibi, sizinle sohbet ediyorlarmış gibi.

Ustamız biraz da mustarip tabi, hem verilen emeğin karşılığının alınmamasından hem de her yanında emek damlayan bu sanatın yeteri kadar tanınmayışından ötürü. O eserleri, onlara adanan ömürleri gördükçe buna hak vermemek elde değil. “Eller!’’ diyor Selma Usta. “Bir bebeğin elleri çok şey anlatır. Ve de yüzdeki ifade, kimi bebek daha masumdur kimi bebek daha düşünceli ve içten pazarlıklı bir duruştadır. Her bebek bir insan gibidir. Bir bebek için bazen aylarca bir yörenin giyimini müziğini enstrümanlarını bilmek gerekir. Kısacası onu ondan iyi tanıyıp, onunla dost olmak gerekir.”
Sırayla tezhip, karakalem ve resim ile uğraşan Selma Usta kitre bebekte ve soyut resimde kendini en iyi şekilde ifade ettiğini düşünüyor. Bir bebekte tüm insanlığı anmak, bilinmeyenin güzelliğinde kaybolmak çok güzel geliyor hem yüreğe hem kulağa.

 

Evladınız gibi sevdiğiniz kitre bebekleriniz, yıllarca ilmek ilmek işlediğiniz sanat eserleriniz, yeri geldiğinde satmaya dahi kıyamadığınız el emeğiniz. Bu güzel ruhlarla var bu coğrafya, emek ile var. Sağ olun.

Share this post:

Similar Articles:

Zeytin: Bir Yürek Sevgi ve Barış

Koca bir gövdenin dalları koca bir kavrama eşit demekti. Tek bir zeytin dalı yeterdi barışı örmeye. Sonra sofralar ağırlar, tencereler kaynatırdı. Bir sabah sofrasında selamlaşmalıydı zeytin ile. Efsaneleri gelirdi nasılsa peşi sıra.

Read more
Kuşlar da Gitti

Kuşlar da Gitti

Bir divan şiiri olur kuşlar, âşık olurlar ve sevgilinin saçları gibi dolanırlar bir camiye. Hem gül hem bülbül… Avlularda dönerler pervane misali. Dönerler de bir yere konamazlar. Yüzyıllardır kondukları ağaçları, evleri, duyguları yerlerinde bulamazlar. Bulduklarında da istenmezler. Bu ülkede bir çingenedir kuşlar, camiler de dâhil.

Read more
Fatih’te Hassas bir Atölye

Fatih’te Hassas bir Atölye

Hassas döküm heykel ustası Gıyasettin Gelir 25 yıldır bu mesleği icra ediyor. Mum ve kauçuk maddeler kullanılarak kalıp çıkarıyor ve çıkardığı kalıplara altın, gümüş ve bronz gibi madenler dökülerek içi boş heykeller ve gereçler üretiyor. İstanbul Fatih’teki emektar atölyesinde altı çalışanıyla birlikte diğer atölyelere ve mağazalara heykeller, hassas kapı kolları, çaydanlık parçaları gibi hassas ürünler sunuyor. Mum döküm ustası Gıyasettin Gelir’in sırrı, zanaatinin zarafetinde saklı.

Read more