Semerci Abdullah Usta

İzmir’in Tire ilçesinde Aydınoğullarından kalma otantik camilerin arasından geçiyoruz. Tarihi bir çarşının içinde semer kokularıyla nefes alıp taş evleri süzüyoruz. Paşa Camii’ne ilerlerken dükkanı solda kalan Abdullah Usta’ya misafir oluyoruz. Kendisi babasından kalan zanaatına 1962’de başlamış. Karşımızda 54 yıllık bir semerci üstadı duruyor.

  • 14.11.2016
  • Berkay Cerci

İşler nasıl diye sorunca “Ramazan…” diyor; “hava sıcak ve müşteri yok. köylü şehre inmiyor”. Aslında halinden memnum gözüküyor. Ne kadar diri görünse de bu sıcaklarda biraz dinlenmek bizle sohbet etmek hoşuna gidiyor. Tire’nin yerlisi olduğum ve ustamın dükkanına çoçukluğumdan beri gittiğim için bir süre muhabbete dalıyoruz. Yaramazlıklarımdan, ustanın dedelerle olan arkadaşlığına uzanıyoruz.

 

Arkada deve güreşi posterleri görüyorum. Meğer Abdullah usta deveciliğe de epey meraklıymış. “Deveye semer yapıyor musun?” sorumu olumsuz yanıtlaması da semerciliğin zahmetinden: “O ayrı bi zanaat; gidip ölçü almak gerekir, farklıdır, biz yapamayız.”

Daha sonra başlıyor anlatmaya kendi semerlerini:

 

“Eskiden 2 tane çıkarırdım günde, artık elden düştük bir anca oluyor. Ama şükür! Hala 3 ilden; Aydın, İzmir, Manisa’dan müşterilerimiz var. Tabii ki talep azaldı ama sürüyor.”

Çırak gelmiyormuş; “herkes okumaya kalkıyor sonra işşiz geziyor” diyor. “Biz de babadan öğrendik gerçi, oğlan çocuk yoktu yetiştiremedik.”

Bir anda 15. yüzyıldan kalma Mevlana Leysi Çelebi hatırası Leysezade Camii’nden sala sesleri yükseliyor. Osmanlı mimarisine ve mühendisliğine hayran kalarak eski çarşının içinde bir anda 1400’lü yılları yaşıyorsunuz. Abdullah Usta Cumaları genelikle burada kılıyor ve ekliyor: “Bu camiyi adamlar öyle ustalıkla yapmış ki şimdiki imkanlarla istesen de yapamazsın”.

Abdullah Usta semerlerinde keçe, çuval, ip, ağaç ve süsleme malzemeleri kullanıyor. Söz çarşıya gelince eski yapıların sağlamlığını yad ediyor. Malum ustanın el melekesi gibi, taşın da bir oturma süresi var. Tire’de bulunan 20’nin üstünde tarihi camiinin ve onlarca han, hamamın bugünkü haliyle ilgili sözü ustam alıyor, biraz yerel şaka ile karışık: “Başkan sürekli kazıyor. Seviyor kazma küreği, gömücülüğü. Buraların altında hep altın var deniyor. Geçenlerde Ali Efe Hanı’nda bulmuşlar keseyle.”

Bugünkü nadide kültürümüzü yarın gömü misali aramamak için zanaate sahip çıkmamız, ustalara ruh katan mekanlara gözümüz gibi bakmamız gerektiğini bir kez daha samimiyetle duyumsuyoruz.

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

1500 Senelik Bir İstanbul Geleneği: Yedikule Bostanları

Yedikule Bostanları, bugün şehir surlarının dibinde, gözümüze küçücük görünseler de hala onlarca ailenin geçim kaynağı olmaya devam eden bin beş yüz senelik bir gelenektir aslında.

Devamını Oku
Yürekten Motifler: Davaha Kilimi

Yürekten Motifler: Davaha Kilimi

Giresun Alucra’ya bağlı Davaha köyündeki bir yüreğe misafirim. Halk eğitim merkezinde işinin başında buluyorum onu. Gençliğinde ismiyle müsemma endamı olduğunu düşündüğüm Fidan Teyze koca bir tebessüm ile karşılıyor misafirini.

Devamını Oku
Kalıpların Sultanları: Sadekarlar

Kalıpların Sultanları: Sadekarlar

Kapalıçarşı'nın yorgun hanlarından uykusuz yollarından geçtik. Önümüzde arkamızda bizi sobeleyen düzinelerce küçük dükkan. Kimi aşağı kimi yukarı kimi önde kimi arkada kimi yeşil kimi sarı kimi kızgın kimi uysal... Gözünüze çarpan çokça şey var ama bir de çarpmayanlar var. Sadekarlar!

Devamını Oku