İstanbul’un Mistik Yüzü

İstanbul’un envai çeşit mistik mekanından biri de şehrin denize en yakın ve en yüksek tepesi olan “Yuşa”dır. Yuşa Tepesi, büyüleyici manzarasıyla olduğu kadar, manevi havasıyla da özel bir konuma sahiptir. Tepenin kutsiyeti, üzerinde antik çağda adına yapılan bir tapınağın bulunduğu, “İyi Rüzgarlar Efendisi Ourios”a kadar dayandırılmaktadır.

  • 14.11.2016
  • Nuray Okutucu

Doğu ve Batı’nın kaynaşma noktası olan İstanbul, zengin mistik mirasının mozaiğinde yer alan cazibe merkezleriyle, dünya şehirleri arasında ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Camiler, kiliseler, şapeller, sinagoglar, türbeler, ayazmalar ve hatta ağaçlar bu mozaiği oluşturan parçaların sadece bazılarındandır. Bu mekanların en önemli işlevlerinden biri ise insanoğlunun taşıdığı en ağır yüklerden biri olan geleceğe dair belirsizliğin, kutsalla ilişki kurularak hafifletilebildiği yerler arasında olmalarıdır. Farklı kültür ve dinden her gün yüzlerce ziyaretçinin akınına uğrayan bu mekanlarda edilen dileklerin konusu genellikle ortaktır: Aşk, eş, iş, ev, çocuk ve şifa.

İstanbul’un envai çeşit mistik mekanından biri de şehrin denize en yakın ve en yüksek tepesi olan “Yuşa” dır. Yuşa Tepesi, büyüleyici manzarasıyla olduğu kadar, manevi havasıyla da özel bir konuma sahiptir. Tepenin kutsiyeti, üzerinde antik çağda adına yapılan bir tapınağın bulunduğu, “İyi Rüzgarlar Efendisi Ourios”a kadar dayandırılmaktadır. Söz konusu tapınak o zamanlar uygun rüzgarlar dilemek için Boğaz’ın giriş ve çıkışında gemiciler tarafından ziyaret edilen bir yerdi. Bugün ise Yoros olarak da bilinen tepenin adının antik çağdaki Ourios’dan geldiği düşünülmektedir.

Geçmişi efsanelerle yazılmış olan bu özel tepeye dair bilinen Pagan efsanelerinden bir diğeri de şöyledir: denizler tanrısı Poseidon ve su perisi Melie’nin oğulları dev yapılı Amykos, Boğaz’ın iki yakasında yaşayan Bebriklerin kralıdır. Boğaz o dönem, Bebrikler ile Tanrıça Athena tarafından inşa edilen gemileriyle bir seferden dönen Argonatların savaşına sahne olur. Amykos her ne kadar dövüş becerisiyle tanınsa da Argonotlardan Polluks ile karşılaşmasında yenilen taraf olur ve ölür. Bugün Yuşa Tepesi’nde bulunan mezarın bu dev yapılı insana ait olduğu rivayet edilir. Bir diğer efsaneye göre de bundan üç bin yıl önce Dev Dağı olarak bilinen bu tepede devler yaşamış ve bunlardan biri olan Yuşa, düşmanlarla girdiği savaşta ölerek bu tepeye gömülmüştür.

 

Yoros ya da namıdiğer Yuşa tepesi, tarihin ilk dönemlerinden beri çeşitli inançlarda kutsal kabul edilmiş ve burada tapınaklar yapılmıştır. İlk çağlarda burada bir Zeus mabedinin bulunduğu da bilinmektedir. Mabed, VI. yüzyılda Hristiyanlığın kabulünden sonra Hagios Mikhael adına kiliseye çevrilmiştir. Yuşa tepesinin kutsallığına olan inanç, sonraki devirlerde oraya yaptırılan bir yatır-mezar ve tekke ile devam etmiştir.

Osmanlı döneminde Yuşa tepesindeki bu mezardan ilk bahseden kişi Evliya Çelebi olmuş. Meşhur seyyah Seyahatname’sinde Yoros Kalesi’nden, yakınındaki Servi Burnu’ndan ve çevresindeki servilerlerle süslü yeşillik alandan bahsetmiş; Burada gezintiye çıkanların Yuşa Dağı’ndaki Yuşa peygamberi ziyarete gittiklerini anlatmıştır.

Osmanlı döneminde buraya genellikle toplu halde yapılan ziyaretlerin, kutsiyeti bakımından Cuma günlerine denk getirilmesine özen gösterilmiştir. Beykoz’un kıyılarının bu günlerde pazar kayıklarıyla kaplandığından ve buraya gelen halkın öküz arabalarına binerek tepeye akın ettiklerinden bahsedilmektedir. Boğaz’a ve Karadeniz’e farklı açıdan hakim bir manzaraya sahip olan bu ziyaret tepesi, havanın güzel olduğu zamanlarda daha fazla ziyaretçi çekmiş ve gelenler bu muazzam manzarayı da izlemeyi ihmal etmemişler.

Tepeye Osmanlı denizcileri tarafından da bir kutsiyet atfedilmiştir. Donanma her defasında Boğaz’ı ve denizcileri koruduğuna inanılan ve denizcilerin piri olarak kabul edilen dört manevi bekçiye yönelip dua ederek sefere çıkmıştır. Bu bekçiler ise sırasıyla, Beşiktaş sırtlarındaki Yahya Efendi, Üsküdar’daki Aziz Mahmud Hüdai, Sarıyer’deki Telli Baba ve Beykoz’daki Yuşa idi. Bu inanış günümüzde de sürmekte olup, bazı balıkçılar motorlarıyla kıyıya yaklaşıp Boğaz’ın koruyucuları huzurunda dua ederler.

Yuşa Tepesi, geçmişte olduğu gibi günümüzde de İstanbul’un en fazla rağbet edilen mekanlarından biri olmaya devam etmektedir. Dilekleri gerçekleşenler, minnet ve şükranlarının göstermek adına Yuşa’yı tekrar ziyaret etmekte ve orada bulunanlara şeker ya da lokma dağıtma geleneğini sürdürmektedirler.

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Suyun ve Dağın Sevdaluk Hikayesi: Tomara Şelalesi

Suyun ve Dağın Sevdaluk Hikayesi: Tomara Şelalesi

Kelkit Vadisi’nin yüreğinin tam üzerine kurulmuş Tomara Şelalesi. Gümüşhane’nin Şiran ilçesi Seydibaba Köyünün güneybatısında, suyun ve dağın sevdası yeşil ile göğün arasında…

Devamını Oku
Bir Tango Bestekarı: Necip Celal

Bir Tango Bestekarı: Necip Celal

“ben de gönül çektim eskiden/ yandı hayatım bu sevgiden/ anladım ki bir aşka bedel/ gençliğimmiş elimden giden”

Devamını Oku
İnsanın Masalı

İnsanın Masalı

Ve bir yıldızın kaymasını izlemek gibidir bir insan ömrünü izlemek. Küçük bir pırıltıdan yanan bir topa dönüşür önce. Çocukluğun saf bir ışık hüzmesinden, gençliğin heyecanlı patlamalarına…

Devamını Oku