Soba Başında Muhabbet

Sabah yüzüme vuran Erzurum'un eksi otuzlara dayanan ayazını iliklerime kadar hissediyorum. Yollar buz, çatılar buz! Sinirli bir insan misali tokatlıyor soğuk. Sahi, bir soba başına toplanmak vardı şimdi...

  • 20.02.2017
  • Şeymanur Temiz

Fotoğraf: Ahmet Akbuğa

Fotoğraf: Ahmet Akbuğa

Fotoğraf: Ahmet Akbuğa

Üşüdüğüm donan kirpiklerimden belli. Isınıp kendime gelebilmek için ilk gördüğüm mekana atıyorum kendimi. Güler yüzlü, orta yaşlı amcalar da mesken edinmiş bu sıcağı. Sobanın etrafında tabureleri koyup, demlenen çayları ile eşlik ediyorlar muhabbete. Ses telleri yılların yorgunu amcalardan biri ''Gel torunum, yanımıza otur. Isın hele'' diyor. Davete icabet ediyorum. Geçmişe dayanan, belki bir daha rastlamayacağım bir sohbete eşlik ediyorum.

 

Hatıraları yüzündeki kırışıklığa saklanmış, yosun rengi gözleriyle bana bir şeyler anlatmak istiyor. Koca yürekli demek geliyor içimden...

 

Etrafına dizildikleri vefakârın üstündeki kestaneleri çevirip bir yandan da anlatmaya koyuluyor:

 

''Ah torunum bu tarihin tozuna karışan sobalar var ya bir tek bedeni değil yüreğimizi de ısıtırdı. Üzerinde sohbetimizle dem tutan çay bizim muhabbetimize ortak, kavrulan kestane ve leblebi, közlenen kartollar [patates] yavrularımızın sevinci idi. Hele o demlik bir kaynamaya başlayınca sobaya düşen damlaların çıkardığı ses yavrularımızın meşgalesi olurdu.

 

O dönemlerde  evin her odasında soba yakma imkanı olmadığı için yatak odaları buz gibi olurdu. Yatmadan önce ev ahalisinin yekûnu kadar mermer, sobanın üstüne dizilip ateş gibi olur; hemen sobanın üstünden alınıp özel dikilen keselere konurdu. Mermerini alan koşarak yatağına yatardı. O sıcak ile anında dalardık uykuya. Gündüz sobadan artakalan külleri herkes gibi kapımızın önündeki kara ve buza serperdik. Küller, hem yolumuzun hem gönlümüzün buzunu çözerdi.’’

 

Farkettim ki hatıralar dimağdan gözbebeklerine iniyor kimi zaman. Amcanın hatırasına hürmetle soluğu bugünün soba ustalarının yanında aldım. Ramazan Usta da hatıralar kervanına mecburen katılmış:

 

"15 yıl sac soba üretimi yaptık. Lakin, yeni ürünler nedeniyle sac sobaya ilgi azaldı. Önceden köylerde yaşayan vatandaşlarımıza satış yapıyorduk. Ancak, artık köylüler de kömür sobası kullandıkları için sac soba almıyor. Biz de üretim yapmayı durdurduk. Sacın pahalılığı maliyeti kurtarmıyor. Bizim mesleğimiz artık tükenmiş sayılır. Çünkü geçimimizi bile sağlayamıyoruz. Ata yadigarı bir dükkan olduğu için çalışmalarımızı aralıklarla sürdürüyoruz.”

 

Bugün, kalorifer peteklerinin ciddiyetiyle, dün ise vefakar sobaların tevazusu ile müsemma. Karakışların emektarlarına hürmet, adettendir daima.  

 

Ailenin vefakarıydın sen...

Şimdi bodrumdaki ardiyedesin.

Kimse umursamasa da seni,

Yosun gözlü dedenin zihnindesin...

 

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Kuşlar da Gitti

Kuşlar da Gitti

Bir divan şiiri olur kuşlar, âşık olurlar ve sevgilinin saçları gibi dolanırlar bir camiye. Hem gül hem bülbül… Avlularda dönerler pervane misali. Dönerler de bir yere konamazlar. Yüzyıllardır kondukları ağaçları, evleri, duyguları yerlerinde bulamazlar. Bulduklarında da istenmezler. Bu ülkede bir çingenedir kuşlar, camiler de dâhil.

Devamını Oku
Kalıpların Sultanları: Sadekarlar

Kalıpların Sultanları: Sadekarlar

Kapalıçarşı'nın yorgun hanlarından uykusuz yollarından geçtik. Önümüzde arkamızda bizi sobeleyen düzinelerce küçük dükkan. Kimi aşağı kimi yukarı kimi önde kimi arkada kimi yeşil kimi sarı kimi kızgın kimi uysal... Gözünüze çarpan çokça şey var ama bir de çarpmayanlar var. Sadekarlar!

Devamını Oku
Kızlarağası Hanı

Kızlarağası Hanı

İzmir'in meşhuru, çarşının kıdemlisi, yorgun gezginin bir acı kahvesidir Kızlarağası Hanı. Gelen geçer, gezgin uğrar, oysa Han asırların hatıratını durup dinleyene saklar...

Devamını Oku