Türk-İslam Mimarisinin İncisi: Kızıl Minare

Somuncu Babası, kiliseleri, camileri, Ihlara Vadisi, kervansarayları, hanları, Hasan Dağı, kaplıcaları, höyükleri, evliyaları bir yana, Kızıl Minaresi bir yana şu tarçın renkli şehr-i Aksaray'ın.

  • 25.02.2017
  • Emine Nural Öztürk

"Sultan Bedreddin'in yanında çok kısa süre kalarak Aksaray'a hareket ettik. Burası Bilâd-ı Rûm'un en güzel ve sağlam şehirlerindendir. Her yandan akarsular ve bağlarla çevrilidir. Şehirden üç kanal geçer ve bunlar evlerin içinden akar. Şehrin içinde üzüm bahçeleri, bağlar ve bostanlar vardır. Aksaray'ın koyun yününden üretilen zarif halı ve kilimlerinin dünyada bir benzeri daha yoktur."

İbn-i Battuta 14.yy

 

Anadolu'nun kalbinde bir gölge şehir.

Milattan önce 7000'lere dayanan tarihiyle, Selçuklulardan İlhanlılara, Danişmentlilerden Karamanoğulları’na oradan da Osmanlı'ya uzanan egemenlik macerasıyla, özel ve güzel şehir. 

 

Sonunda İshak Paşa'nın ele geçirmesi ve Fatih Sultan Mehmet Han'ın emriyle halkının bir kısmı İstanbul'a nakledilen, böylece İstanbul'daki Aksaray semtinin temellerini atan Aksaray…

 

Tarçın rengi bir şehir burası, sokaklarını arşınlarken adım başı Selçukluyu gördüğünüz.

 

Soluduğumuz havada tarih, her köşe başında bir evliyânın nazarı var.

 

 

Basitin görünmezindeki karmaşık güzelliği barındıran bir ev, bu evin kalbinde de bir minare, hem de eğri!.. Eğri denince hatra gelen, zamanla eğrilip mevcut halini alan Pisa Kulesidir şüphesiz. Peki ya bizim güzel ve yalnız minaremiz de yılların yorgunluğuyla mı eğilmiş, yoksa mimariye göz kırparcasına eğik mi inşa edilmiş? İşin erbabları gelmiş, ölçmüş, biçmiş. Anlamışlar ki bu minare eğri yapılmış! Doğrusu 1200'lerden günümüze kadar gelebilmekle de iyi iş çıkartmış. İşin erbabı, bu eserin eşsiz olduğunu söylemiş, kasten eğik yapılan ilk esermiş. Evvelden, kendiliğinden eğildiği düşünüldüğü için etrafı çelik halatlarla çevrelenmiş olsa da günümüzde bu halatların gereksizliği anlaşılmış. Kızıllığını da Horasan harcıyla yapıştırılmış kırmızı tuğlalardan almış.

 

Öyle bir coğrafya ki bu, hangi toprağa değinseniz, nadide balıklar takılıyor ağınıza, oltanıza. Kumu azıcık eşeleseniz insanlığın binlerce yılı size göz kırpıp gülümsüyor. Sessizce "ben buradayım" diyor. Eğri Minare de bize bunu anlatıyor, "ben!" diyor, "kültür elmasına vuran ışıkların yansımalarından yalnızca biriyim".

 

Bu gölge şehrin kalbinden selamlıyor sizi Kızıl Minare, nam-ı diğer Eğri Minare. Kapadokya'ya giderken, Ihlara'dan geçerken bu selamı almak düşüyor artık bize. Farkındalıkla yaşamak, bu farkındalığı gittiğimiz yere taşımak düşüyor. Bastığımız toprakta bininci ayak izi olduğumuz bilinciyle, bıkmadan usanmadan aşındırmak gerekiyor memleketin her karışını.

 

Aksaray'ın sükûnetinin ardında binlerce yıllık geçmişi, evliyaların sesi ve nefesi var. Bu şehre girdiğinizde kulak kabartın; çünkü Yunus'un dediği gibi;

 

"Dil söyler kulak dinler,

Kalp söyler kâinat dinler."

 

Lisanının patikası kalbi olanlara tarçın kokulu selamlar olsun!

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Yedi Asırlık Hatıra: Cumalıkızık

Yedi Asırlık Hatıra: Cumalıkızık

Ağırbaşlı ama cana yakın; hani şu tavrına hayran olunan Bursa'nın koynuna sokulmuş asude bir diyar: Cumalıkızık.

Devamını Oku
Başlangıçların Şehri: Malazgirt

Başlangıçların Şehri: Malazgirt

Gezginin tıkladığı kapı, bir zamanların ulu hükümdarı Alparslan’ın kudret ve inanç ile araladığı Malazgirt’e açılıyor.

Devamını Oku
Tarhananın Göçü

Tarhananın Göçü

Yürümek… Bir adım, sonra bir adım daha atarak saatlerce, günlerce, aylarca, yıllarca süren bir yürümek. Adım attıkça gündüzün geceye dönüşüne, yazın kışa dönüşüne şahit olmak, hep biraz daha fazlasını, yurdunu, aramak, göçmek… Diyardan diyara göçerken, mevsimler değişirken doğa karşısında doğa yardımıyla hayatta kalmanın yolunu öğrenmek…

Devamını Oku