Türkiye'nin En Batısı: İncirburnu

Dokuz bin civarı insanı toplasak bir adaya ve hepsi birlikte Güneş’in batışını izlese… Doğu’nun sonu, Batı’nın başı. Çanakkale’nin ilçesi, Türkiye’nin en büyük adası: Gökçeada.

  • 04.03.2017
  • Merve Tuğtepe

Ege Denizi’nin kuzeyinde, Saros Körfezi’nin girişinde, doksan kilometreden fazla kıyı şeridine sahip bir ücra ihtişam. Geçtiğimiz yıl, “sakin kentlerden” (cittaslow*)  biri olan Gökçeada, ülkemizin en batı ucunu gururla taşır haritada. Haritadaki yakınlığa ve gerçekteki uzaklığa sahip olmak, her adanın harcı değildir çünkü. Avlaka Burnu, İnce Burun ve günümüzde İncirburnu… Adı değişir de uzaklık azalır mı hiç?

 

Yanıltmasın öyle garp durduğu, şaşırtıcı tarihinde ne çok harp olduğu. Gökçeada’ya ilk olarak Pelasg’lar yerleşir. Daha sonra, Persler hakimiyet kurar; sırasıyla Atinalılar, Romalılar, Bizanslılar, Venedikliler, Cenevizliler, Yunanlılar ve Lozan Barış Anlaşması ile 1923 yılında Türkler.

Zaman hangi balığı kıyısına ulaştırdı ki? Yürüyerek, yüzerek, görerek, duyarak, yazarak, çizerek, konuşarak, susarak varılabilecek bir yer midir uzak?

Lakin Gökçeada’nın Semadirek adasını seyreden yakamozun patronu Kaleköy’ü, vişneli-sakızlı muhallebinin kaşığı Zeytinliköy’ü, panoramasını etrafını saran badem ağaçlarına borçlu Eski ve Yeni Bademli’si, mazinin 1950 hane ile Türkiye’nin en büyük ve kalabalık köyü ünvanlı Dereköy’ü, enerjisini şarap ve bal üretiminden alan Tepeköy’ü, tepeye konumlanmış, rüzgar sörfü yapanları izleyen, üretici Eşelek’i, adanın kalbi, merkezi Çınarlı’sı, iklimini adadan ayrı tutan Uğurlu Köyü ve tam ucunda İncirburnu. Ötede olduğu için değil, köşede olduğu için bahsediyorum ondan. Üstüne kaç hikaye kurulur İmroz’un, kaç Rum evine geri döner Uğurlu’nun.

 

Zeytincilik, arıcılık, bağcılık, organik tarım ve balıkçılığı kendine meslek edinmiş ada halkı, toplamda on köy ve o on köy en batıda. Dışarıda olan Madam’ın Dibek Kahvesi değil ki, asıl içeride olan kültürümüzle evlenmiş eski Rum köyleri. Fazla uzaktan yakınan Kefaloz’un tuz gölü, fazla yakından dertlenen adanın Efibadem’i, sakızlı dondurması. Bir ülkenin en uzak ucuna gitmek, ırağa kavuşmak mıdır? İncirburnu uzak; balık tutmayı sevene, kefal, eşkina, zargana, melanur, sarpa, levrek, istavrit, palamut, sinarit, akyaya keyifli birer tuzak. Uğurlu’nun yüzerek tüm kumsalları sevebileceğiniz koyu Gizli Liman, bize bir kez daha anımsatıyor: hepimiz yaşıyoruz, birbirine değmeden, usulca, su gibi akıp giden bir ömür ve ortasında bir ada, adanın en batısı, insanın sol tarafı, kan gibi akıp giden duygular hür. Sahip olduğumuz uzaklıkla, bizi var eden yakınlıkla, doğusuyla, batısıyla, ucuyla, bucağıyla, iyi ki ayak izimiz var haritanda Türkiye.

 

 

 

*Cittaslow, 1999 yılında İtalya'da kurulmuş uluslararası bir belediyeler birliğidir. Kelime kökeni İtalyanca "Citta (Şehir)" ve İngilizce "Slow (Yavaş)" kelimelerinin birleşmesiyle türetilen Cittaslow sakin şehir anlamında kullanılmaktadır. “Yavaş Hareketi”nin de bir parçası olarak bilinmektedir.

 

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Türk-İslam Mimarisinin İncisi: Kızıl Minare

Türk-İslam Mimarisinin İncisi: Kızıl Minare

Somuncu Babası, kiliseleri, camileri, Ihlara Vadisi, kervansarayları, hanları, Hasan Dağı, kaplıcaları, höyükleri, evliyaları bir yana, Kızıl Minaresi bir yana şu tarçın renkli şehr-i Aksaray'ın.

Devamını Oku
İnsanın Masalı

İnsanın Masalı

Ve bir yıldızın kaymasını izlemek gibidir bir insan ömrünü izlemek. Küçük bir pırıltıdan yanan bir topa dönüşür önce. Çocukluğun saf bir ışık hüzmesinden, gençliğin heyecanlı patlamalarına…

Devamını Oku

En Sadık Tanık: Ahlat

Bir tanık bunca olayı yıllarca eskitmeden, değiştirmeden nasıl anlatır? Doğu Anadolu’nun incileri arasında saklı Nemrut, Süphan ve Yukarı Murat-Van bölümünde 34 bin nüfuslu Bitlis’in mağrur merkezidir Ahlat.

Devamını Oku