Erzurum'da Bir Cevher: Güzelyurt

Saat yediye çeyrek var. Ankaravari bir kızıllık çökmüş Erzurum’un göklerine. Havuzbaşı’nda bakar durur Gazi Paşa başları önde, telaşla yürüyen kalabalığa. Çoğu da bir kahveden ötekine gider, zihinlerinde efkar, gönüllerinde bir seyrüsefer...

  • 09.03.2017
  • Berkin Şafak Şener

Çaşırlar düşmemişken henüz tezgahlara, henüz cimriyken doğunun güneşi, yani kurtulamamışken ahali kazaktan ceketten, arz-ı endam eder akşam Erzurum sokaklarında. O sokaklar ki bir yanım altı şeritli Rus, bir yanım çıkmazlarla, yokuşlarla Osmanlı diye belirir. Mahalleler daima mahmurGalvaniz soğukluğunca dizilmiş çarpık çatılar. Çatık kaşlı ama cevherlere gebe bir memleket burası...

 

Yanılmaz Anadoluyu iyi bilen! Cumhuriyet caddesinde kalın kesme taş üstüne boylu boyunca: Restaurant Güzelyurt / 1928. Gayri ihtiyari arar gözleri her gelenin, bir eski kapı, tanıdık bir merhaba cumhuriyet üzeri açılan. Güzelyurt işte orası… Cumhuriyetin Erzuruma attığı mekansal bir imza.

 

Müdavim, sofrasına kurulur. Yorgundur. Önce göz sonra kulak dinlenir tanıdık nağmelerle. Örtülerince temiz, bembeyaz bir sofra. İstanbul'un gedikli meyhanelerinden başlayıp modern lokantalara uzanan zaman yolculuğunda günümüze uzanan nezih bir sofra... Yakın geçmişten bir hatıralar durağı... 

Bu sofraya şişeyle değil, mahzenden çıkma karafla gelir mey. Sofranın esası muhabbet ve fikir, yancısı içkidir. Roller değişmez. Sohbetin düzeyi ve desibeli mekanın nezahetiyle belirlenir. Akşama doğru camlar yarıya dek perdelenir. Her sofra ayrı bir dünya ayrı bir sohbetin enginlerindedir. Çok olsa sohbete desturla misafir gelir. O da baş üstündedir. Sofranın sohbet konukları bir yana, lezzet konukları da ardı sıra gelir: Erzurum mezesi, söğürme, arnavut ciğeri, su böreği, humus ve pastırmalı dürüm... Otuzların sonunda İranlı bir aşçının da elinin değdiği mekanın lezzet hazinesi yıllar içinde Çamlıhemşin'den gelen yolu başkentten de geçen ustalara emanet edilir. Müdaviminden, aşçısına, işletmecisinden garsonuna herkes işin ehli olmuştur.

 

Tabiatıyla, mekanda saygı en baştadır ancak kimsenin kimseye tahakkümü geçmez. Garsonla tokalaşılır, icap ederse iki lafın beli de kırılır. Bu sohbet öylesine verimlidir ki, hele mekanın mazisine ilgiliyseniz, ne cevherler dökülür. Eski müdavimlerin hoşuna gideni en iyi sâkiler bilir.

 

Öyle sakiler ki aşıklar gönlünce seslenir:

 

"Doldur be Mastori doldur be Barba

Bir de tezgâhından âşıka caba"

 

Erzurumlu Âşık İbrahim

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

İstanbul’un Göbeğinde Bir Anadolu Kasabası

“İstanbul’un göbeğinde bir Anadolu kasabasında yaşıyor gibi hissediyorum…” diyerek heyecanla anlatıyor Suna Hanım. Anadolu kasabasından kastı ise; herkesin birbirini tanıdığı, selamlaştığı, yardımlaştığı, bir ve beraber olduğu mekan: Kuzguncuk.

Devamını Oku
Binyıllar Öncesinden Bugüne Çatalhöyük

Binyıllar Öncesinden Bugüne Çatalhöyük

Bundan 9400 sene önce yaşasaydınız gözlerinizi nasıl bir güne açardınız? Bunu hafızada canlandırmak zor olsa da, Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi'nde 25 Ekim'e kadar sürecek olan Çatalhöyük sergisinde, sanal gerçeklik gözlükleri ile 9400 yıl öncesinin günbatımını izlemek ve boynuzlarla dekore edilen Çatalhöyük evlerinin içinde yemek yemek mümkün!

Devamını Oku

1500 Senelik Bir İstanbul Geleneği: Yedikule Bostanları

Yedikule Bostanları, bugün şehir surlarının dibinde, gözümüze küçücük görünseler de hala onlarca ailenin geçim kaynağı olmaya devam eden bin beş yüz senelik bir gelenektir aslında.

Devamını Oku