Uzundere: Bir Huzur Sığınağı

Koca Evliya Çelebi'nin “on bir ay, yirmi dokuz gün Erzurum’da kaldım, halk hâlâ yaz gelecek diyordu, amma ben görmedim…” diye hayıflandığı, buzlara tırmanılan lakin gönülleri ısıtan, Karadeniz'in yamacında bir huzur sığınağı burası: Uzundere.

  • 14.04.2017
  • Ümmühan Özcan Tan

Fotoğraf: Yener Tan

Fotoğraf: Yener Tan

Fotoğraf: Yener Tan

Fotoğraf: Yener Tan

Fotoğraf: Yener Tan

Belki de adını dahi daha önce duymadığımız bir yer Uzundere. Türkiye’nin kuzeydoğusundaki bir vadiye gizlenmiş küçük bir ilçe burası. Dadaşların mesken tuttuğu verimli kara toprakları ve karakışları dillere destan olan, kış sporları ile ünlenen bir diyar. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde geçen hikâyede “on bir ay, yirmi dokuz gün Erzurum’da kaldım, halk hâlâ yaz gelecek diyordu, amma ben görmedim…” diye hayıflandığı bir diyar. Hüzünlü bir aşkın hikayesi olan Sarı Gelin Türküsünün söylenegeldiği ve bar oyununun hakkını veren bu topraklar aynı zamanda Anadolu’da kurulan ilk Türk beyliğinin de başkenti. Ulusal kurtuluş mücadelesinin önemli bir durağı, direnç emsali Nene Hatun’un yöresi, Palandöken’e sırtını güvenle yaslamış, eteğindeki Pasinler ovasının verimli topraklarına özgürce uzanmış Erzurum’un huzur sığınağı Uzundere.

 

 

 

 

Belki de Doğu Anadolu’dan kopup, Karadeniz’e katılmanın verdiği ayrıcalık Uzundere’yi iklim olarak istisnai kılmış. Erzurum’dan Çoruh Vadisi’ne doğru yol aldıkça karlı dağ eteklerinin seyrekleştiğini, iklimin ılımanlaştığını göreceksiniz.

Erzurum’dan çıkıp Uzundere’ye varınca farklı bir iklime buyur edileceksiniz. Öyle ki bir Akdeniz çocuğunun yabancılamayacağı yerler buralar.

Uzak diyarlardan, hatta ABD’nin Arizona eyaletinden gelen gezginler dahi alışkın oldukları doğadan izler bulur. Uzundere onlara kanyonları ile ünlü memleketlerini anımsatır. Kolorado Nehri gibi burada da akarsular yüksek dağları aşarak derin vadiler oluşturur. O vadilerde yankılanan hasret türküleri belki de iklimi gereği el tanımaz, her gelen insan gönlünden içredir.

 

Türkiye’nin heyelan set göllerinden biri olan Tortum aynı zamanda Hazar, Kovada, Çıldır Gölleri gibi elektrik üretilen nadir göllerdendir. Görkemli Tortum Şelalesi’nden akan sular rüzgârla dans edip gökkuşağı oluşturur. Dağın yamacından Tortum Gölü’ne doğru nehrin yanı sıra yol alıp gölün yamacına varmak ve onun dinginliğinde kaybolmak...

 

 

 

Göldeki yarımadaya gözlerken Eğirdir Gölü’ndeki yarımadayı, Uluabat Gölü’ndeki Gölyazı’yı, şirin Amasra’yı anımsamak. Ancak tanıyana sunar sırlarını Anadolu. Ancak onu tanımaya gayret gösterene.

Bu sırlardan biri de Tortum çağlayanı efsanesidir. Vaktiyle gölün yerinde dere varmış. Bu derenin kıyılarında bir çoban kızı kuzularını otlatırmış. Durmaksızın türküler çığıran güzeller güzeli bir kız imiş. Karşıdaki Kemerlidağ bu kıza âşık oluvermiş. Gel zaman git zaman, sonunda dağ kıza duygularını açmış. Kız da alaylı bir üslupla onu küçümsemiş ve reddetmiş. Dağ buna dayanamamış ve oracığa yığılmış. Böylece suyun önü kapanmış ve göl oluşmuş. Kız korkarak oradan kaçmış ve dere boyunca sürüklenip az ilerdeki uçurumdan aşağıya düşüvermiş. Böylece Kemerlidağ’ın derenin önünü kapattığı yere Tortum Gölü, kızın düştüğü yere de Tortum Şelalesi denmiş; bizlere de düşler ülkesi Anadolu söylencelerine inanmak düşmüş.

 

 

 

İşte efsanelere konu olmuş Tortum Şelalesi’nin kışın donmuş haline tırmanmak da  söylencelere heyecan katmak isteyenlerin uğraşı. Donmuş şelalelere tırmanış, rafting, kano, kaya tırmanışı gibi pek çok ilginç meşgaleye yurtluk ediyor Uzundere. Bolu’nun muhteşem göller yöresi gibi, Uzundere’nin de Yedigöller’i var. Vadide saklı bir cennet olan Yedigöller’deki balık çiftliğinde yetişen lezzetli alabalıklardan tatmadan geçmemeli.

 

“Gelecek Turizmde” programı kapsamında 2007-2012 yılları arasında Doğu Anadolu Turizm Geliştirme Projesi ile Uzundere 2013’te turizm merkezi ilan edildi. 2009 yılında Cittaslow ağının Türkiye’den öncü katılımcısı olan Seferihisar’dan sonra Uzundere ilçesi de Mart 2016’da sakin kent unvanı aldı. Cittaslow ağı salt bir markadan ziyade kendine yeten, sürdürülebilir, el sanatlarına, doğasına sahip çıkan, kültürünü korumuş, alt yapı sorunları olmayan, yenilenebilir enerji kaynakları kullanan kentleri ifade ediyor.

 

“Dörtnala gelip uzak Asya’dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan, bu memleket bizim” diyenler gibi bilmek, tanımak, sahiplenmek ve ufku genişletmek için Uzundere’ye yolu düşürmeli. Özellikle bahar aylarında… Eşsiz tepeleri, gölleri, ırmakları ve Doğu’nun Ayasofyası Öşvank Kilisesi’ni arşınladıktan sonra seyahatin tadını çıkarmalı: cağ kebap, kadayıf dolması, İspir kuru fasulyesi, civil peyniri, ve Karnavas dut pekmezini es geçmemeli. Uzundere’de yar görüp yâre hoş söylemeli. Erzurumlu Emrah’a kulak vermeli:

 

“Gene görünüyor yarin illeri

Başımızda esen sevda yelleri

Yarin bahçesinde gonca gülleri

Dermesem incinir dersem incinir

 

Nereden nereye sevmişim yari

Ateşi komuyor yakıyor beni

Aşık Emrah sever böyle bir canı

Sevmesem incinir sevsem incinir”

 

 

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Tirilye'de Bir Taş Mektep

Tirilye'de Bir Taş Mektep

Orhan Pamuk büyük toplumsal değişimlerden sonra geçmişin sosyo-kültürel izlerinin hüzne dönüştüğünden, bu yüzden şehirlerin hüzün dolu olduğundan bahseder. İstanbul gibi… Fakat ben size bugün bambaşka bir hikaye anlatacağım…

Devamını Oku
Sanatın Köyü Bademler

Sanatın Köyü Bademler

Bir köy düşünün tiyatrosu, kütüphanesi olsun. Üstelik bir oyuncak müzesine de sahip olsun. Halkının sıcakkanlılığını görünce “neden daha önce gelmemişim ki” diye hayıflansın insan.

Devamını Oku

1500 Senelik Bir İstanbul Geleneği: Yedikule Bostanları

Yedikule Bostanları, bugün şehir surlarının dibinde, gözümüze küçücük görünseler de hala onlarca ailenin geçim kaynağı olmaya devam eden bin beş yüz senelik bir gelenektir aslında.

Devamını Oku