Hayalden Tuvale: Şermin Ciddi

Anadolu kültürüne vurgun, İstanbul’a tutkun, bir çağdaş minyatür ve tezhip ehli o. Gelenekten geleceğe köprü bir sanatkâr. Sınırlardan ve çağlardan aşkın bir elçi belki de… 

  • 02.05.2017
  • Berkin Şafak Şener

Üstte: “Hürrem Hamamı” (2006, Tuval üzerine guaş, suluboya, altın), Altta: “Mevlana ve Şems: İki Denizin Kavuşması” (2015, Tuval üzerine guaş, suluboya, altın)

 

 

Boğazın ilhamını, Anadolu’nun düşün birikimini alan, fırçasıyla geleneği bugüne nakşeden bir çağdaş minyatür ve tezhip ustası var karşımızda. Yolu Mimar Sinan Üniversitesinden  ve Süheyl Ünver Nakışhanesi’nden geçmiş, eski İstanbullu bir sanatkâr. Sabri Berkel, Nurullah Berk, Dinçer Erimez, Gülbün Mesara ve Nusret Çolpan gibi değerli sanatçıların rahle-i tedrisinden geçmiş bir düşünce ve sanat emekçisi.

 

Bugün, ABD’nin başkenti Washington DC'ye komşu Alexandria şehrinde bulunan Torpedo Factory Sanat Merkezi’nde dünyanın dört köşesinden gelen eserlerden oluşan bir seçkide Türkiye’yi temsil ediyor, Şermin Ciddi. Çağdaş minyatür dalında, “Hürrem Hamamı” ve “Mevlana ve Şems: İki Denizin Kavuşması” adlı eserleri sergileniyor. George Washington Üniversitesi hocalarının da yer aldığı jüriyi ve sergi ziyaretçilerini meftun ediyor Anadolu’ya içkin bu iki eser. Sır ise minyatürlerin çağdaş yorumunda saklı.

 

“Benim dalım çağdaş minyatür. Klasik minyatür eğitimini aldıktan sonra kendime bir yol çizdim, aksi takdirde beni bekleyen bir kısır döngüydü. Eski ustalar da bugün yaşasaydı kuşkusuz farklı ürünler ortaya koyarlardı. Minyatür kendi üslubu ve kurallarıyla şüphesiz farklı ve girift bir yol. Hıristiyan Ortaçağ elyazmalarından, Mısır papirüslerine ve tabii Türk, İran ve Çin kaynaklarına dek pek çok yerde izi var minyatürün. Her bir uygarlık özgün kişiliğini oluşturmuş. Bugünün sanatkârı da öyle olmalı. Dört yıl fakülte sonunda tüm teknikleri öğrenip gerekli donanımı alıp mezun olursunuz ve kendi üslubunuzu inşa edersiniz. Çağdaş minyatür öğretilmez, yol sizindir.”

 

Türkiye topraklarına derin kökler salmış minyatür sanatını çağdaşlaştırmak ile dejenere etmek arasındaki ince çizgiyi vurguluyor Şermin Ciddi.

 

“Minyatür yapabilmek için renk bilgisi, grafik, kompozisyon gibi teknik resim bilginiz olmalı. Tekniği kullanarak arşınlayacağınız o yol sizindir, yürüyecek olan yalnızca sizsiniz. Yanılmak da olası. Çağdaş yorumlayacağım derken minyatürü naif resim ile karıştırabilirsiniz. İkisi arasında önemli farklılıklar var. Minyatürün çağdaş yorumunda dejenerasyon riski maalesef çok yüksek.”

“Minyatür ve tezhip, usta çırak ilişkisine dayanan ve uzun yollardan geçmeyi gerektiren bir sanat dalı. Avrupa arşivlerinde bugün hala gün yüzüne çıkmamış onca minyatür var. Bunların çoğu imzasızdır. Bizde yoktur o gelenek. Çırak, ustasının yanında imza atmaz.”

Konu ustalara ve çıraklarına gelince soruyoruz tabiatıyla: siz kendinizi kimin çırağı addedersiniz? Manidar ve gururlu bir gülüşle yanıtlıyor:

 

“Ben Nusret Çolpan’ın çırağıyım. Yaşasaydı ömrü billah da gururla çırağı kalırdım. Altı yıl asistanlığını yapma şerefine eriştim. İlk feyzimi, ilk klasik öğrenimimi ise Gülbün Mesara’ya borçluyum.”

 

Şermin Ciddi’nin çağdaş minyatüre varan serüveninde ilginç bir durak var: İngiltere’de kaldığı dönemde Anadolu halı ve kilim motifleri üzerine yaptığı araştırma. 

 

“Bize, geleneğimize ait motifleri inceledim ve öğrendiklerimi bu yüzyıla getirmeyi denedim. Dokuyamadım ama resmettim, boyadım. Anadolu’nun halı ve kilim motiflerini ahşap ve çömlekler üzerine resmettim.” 

 

İngiltere’den Türkiye’de döndükten sonra 1996 yılında Cerrahpaşa Üniversitesi’nde Ord.Prof.Dr. A. Süheyl Ünver Nakışhanesinde Tezhip ve Minyatür derslerine katılır Şermin Ciddi.  Tezhip ve Minyatür üzerine yeterlilik diplomasını 1999 yılında alır. Kıdem kazandıkça kapı kapıyı açar. Sivas, Amasya, Kayseri, Edirne, Konya ve Mardin şehirlerinde belediyeler ve valiliklerin davetleriyle Osmanlı ve Selçuklu mirasını tezyin ve minyatür eserlere işler. 

 

“Beni kuşkusuz en çok etkileyen Mardin’dir. Minyatürü süsleyen öğeler buluttur, ağaçtır, bitkidir. Mardin’de ise bunlardan ziyade taş vardır. Taşa böylesine muazzam hayat veren başka bir yer olmasa gerek dünyada. Taşı eşsiz bir ustalıkla yontan bu yerel birikim sayesindedir ki eşsiz minyatürler ortaya çıkardık.”

 

Minyatür serüveninde en önemli uğrağının 2006 yılında ustası Nusret Çolpan ile TRT’nin Mevlana belgeseli için ürettiği eserler olduğunu söylüyor. 

 

“Bu belgeseli diğer TRT yapımları izledi. Farklı yönetmen-yapımcılar ile çalışma imkanı bulduk. Daver Atabey ile “Evliya Çelebi”, Tülay Akça ile “Katip Çelebi”, Kerime Şenyücel ile “Avrupa’nın Kaderini Değiştiren Adam Fatih", Cemalettin İrken ile “Bedestenler'den Günümüz AVM’lerine” belgeselleri için onlarca resim yaptım. Daha sonra yapımcı-yönetmen Pınar Şener ile Macaristan özel günü için İbrahim Müteferrika minyatürünü yaptım. Evliya Çelebi üzerine yaptığım minyatürlerden biri Heinemann biri de DK yayınevleri tarafından kullanıldı. Böylece kültürümüz ne mutlu uluslararası mecraya taşındı.”

 

Sanatkar, üretkenliğini mekanın ruhuna borçludur derler. Şermin Ciddi’nin atölyesi ise kendisini üretim için dünyadan soyutlayabildiği Boğaz’ın kenarındaki küçük dairesi.

 

“Tasarladığım ve çizdiğim mekan sessiz olmalı; yalnız olmalıyım. Müzik ise sessizlikten muaf. Genellikle Klasik Batı müziği dinlerim, özellikle Chopin ve Rachmaninoff iyi gelir. Tasarım aşaması sancılıdır. Üreteceğiniz, sadece sizin hoşlandığınız değil, uluslararası platformlara taşıyacağınız bir yapıt olacak. Tabii bir de çocukluğumdan yankılanan Türk Sanat Musıkisi dinlerim. Çünkü neden? Bugün tuvale çalıştığım konular bir İstanbul masalı. Çocukluğumda o şarkıları dinleyerek büyüdüm. Çocukluğumun İstanbul’u da artık bir masal. Bunu bana hatırlatan eserleri dinliyorum. Vapurlarıyla, martılarıyla sokaklarıyla İstanbul…”

 

İstanbul’dan ve Anadolu’dan evrensele uzanan bir yol onunki. Kıymetli ressam Prof. Devrim Erbil’in “geleneğin, Doğu’nun, Anadolu kültürlerinin insanın içinde duyduğu özünü yakalamak” ile tanımladığı ve benimsediği bir yol bu. Türkiye’de övülen yapıtlarının ABD sergileri için seçildiği ulusaşırı bir yol. Bu yola çağrılan çırakları bekleyen ise geleneğe saygı, tevazu ve sebat. 

 

"Kız Kulesi" Tuval üzerine akrilik, 2016.

"Kız Kulesi" Tuval üzerine akrilik, 2016

 

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Mehmet Usta

Mehmet Usta

İskilip'ten Mehmet Amca. Kadir Tahtacı'nın objektifinden.

Devamını Oku
Mavilerde Bir Orhan Veli

Mavilerde Bir Orhan Veli

Aşiyan'da Boğaz'a meftun bir garip yatar. Gelip geçen bilir mi bilinmez. Üstüme vazife mi insanı yolundan çevirmek? Zaten "ne adını biliyorum, ne günahını..."

Devamını Oku

Adana’dan

Devamını Oku