Alucra: El-Ücrada Kalan Özgür Şehir

Sarı cennet çiçeklerinin rüzgar ile sevgili olmasıyla başlıyor şehrin hikayesi. Hititlerden Cumhuriyet Giresunu’na uzanan bir hikaye.

  • 29.05.2017
  • Sena Şahin

Fotoğraf: Kadir Bekiroğlu

Fotoğraf: Kadir Bekiroğlu

Fotoğraf: Kadir Bekiroğlu

Fotoğraf: Kadir Bekiroğlu

Yeşile çalan dağlar selamlar gezgini ilkin burada. Sonra bütün şehrin kokusu üzerine siner. Adı “solmaz çiçeği”dir. Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet, Trabzon istikametine gitmek için en kısa yol Alucra’yı seçer. Alucra’da konaklayan Fatih Sultan, alıç ağaçlarının çokluğundan alıç aranmasını emreder. En son haliyle şehrin ismi “Alucra” olur. 

 

Aslında, Karadeniz’in kalbi Giresun’un el-ücra ritmidir Alucra. İki katlı, uyumlu, renkli evler dizili birbiri ardı sıra. Yeşile çalan dağlar ile gökyüzünün düzenli bir ilişkisi var. Kışın bozuşurlar sadece. Her sokak başında çeşmeler gezginlerin ellerini ağırlar. Havaya inat soğuk akar daima sular. Küçük sokak aralarında, odun taşımaktan elleri nasırlı teyzeler sarılır yüreğe tebessümleriyle. Malum, kış pek çetin geçer. Tam yedi ay kalkmak bilmez yeryüzünden kar. Havası soğuk, insanı merttir Alucralıların deyişiyle. Karın altına saklanır pancarlar, dibleğler, madımaklar.

Yokuşlarda özgürlüğünün başlangıcını yaşar kızakla kayan çocuklar. Çamlı yayladan esen bal kokusu şehre lezzet katar. Ve dahi, pazar günleri kahvaltı sofraları oğlak kebabı bekler.  

Yazın geldiğini sarı cennet çiçekleri haber verir. Bir düğün alayı lahanalarda, madımaklarda, çangallı fasulyelerde. Düğün demişken “Alucra diki”ne değinmeli. Gelin ile damat davul zurnanın ahenginde alaşağı çekerek yaşar aşkını. Koca kazanlarda keşkekler… Düğünün davetiyesi, kazandan tüten keşkeğin kokusudur. Çay, Sefer Hoca’nın kahvesinde içilir. Şehre henüz vurulmadıysa konuk, “Hanzar Tepesine” çıkarmalı. Avuç içine, gönül köşesine sığan bu şehir bin yıldan beri dağ üzeri Hanzar’dan “buradayım” diye haykırır. 

 

Çokkültürlü bir haykırıştır bu. Kamışlı Köyü’ndeki Rum Kilisesi’nde yankılanır. Kamışlı, Alucra’nın bir köyü olmak ile birlikte, gurbetçilerin “Yol Boyu” olarak adlandırdığı bir yerleşim yeridir. Hanzar Tepesi’nden sonra şehrin “Bağırsak Çayı” tarafını gözlemek için Kamışlı Kalesi’ne çıkmalı. Yeşile çalan dağlarla saklanmış şehrin insan eseri duvarları da meşhur. Otlakları yabani hayvanlardan korumak için elle yapılmış “Hacı Abdullah Zade Duvarı” 1610 yılından bu yana ayakta. Dağlara ve duvarlara refakat eden ise Hititlerden yadigar henüz kazı görmemiş ikizler tümülüsü.

 

Asırlardır kendi mazbut hikayesini yaşayagelir bu şehir. Bir soluk sarı cennet çiçeğinde özgürleşmek istediğinizde Alucra’yı hatırlayın yeter. 

 

 

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Suyun ve Dağın Sevdaluk Hikayesi: Tomara Şelalesi

Suyun ve Dağın Sevdaluk Hikayesi: Tomara Şelalesi

Kelkit Vadisi’nin yüreğinin tam üzerine kurulmuş Tomara Şelalesi. Gümüşhane’nin Şiran ilçesi Seydibaba Köyü'nün güneybatısında, suyun ve dağın sevdası yeşil ile göğün arasında…

Devamını Oku
Cinnah 19

Cinnah 19

Bakmasını bilen gözlerin karşısına sürekli güzellikler çıkartan bir şehir Ankara… Çıkmaz bir sokak, ferah bir teras, sarmaşıklı bir duvar; bir anda insanın karşısına çıkar, yüzünü gülümsetir. Çoğu zaman da arkasında büyük hikâyeler taşıyan yerlerdir bunlar üstelik. Merhum bir devlet adamının evi, eski bir sefaret bahçesi, yakın tarihin ilk’lerinin yaşandığı bir balo salonu.

Devamını Oku
Yılanlı Sütun ve Delfi Kahini

Yılanlı Sütun ve Delfi Kahini

Sultanahmet Meydanı’na bir dahaki gidişinizde, Antik İstanbul Hipodromu’nun tam üzerinde durduğunuzu hatırlayın ve Delfi Kahini’nin üzerine oturup Apollo ile konuştuğu yılanlı sütunun yanı başınızda olduğuna dikkat edin!..

Devamını Oku