Maraş Filinin Uzun Ömrünün Kısa Hikayesi

Bugün Kahramanmaraş'ın olduğu yerde bundan 3.500 yıl öncesine kadar bir fil türü yaşıyordu. Fakat değişen iklim şartlarına ve insana direnemedi. Bu, işte o filin hikayesidir...

  • 09.06.2017
  • Cihan Yörükoğlu

Fotoğraf: Kerem Günaydın

Fotoğraf: Kerem Günaydın

Anadolu’daki küçük şehirlerin arkeoloji müzeleri bir zaman sonra şaşırtmaz olur genelde insanları. Sergi düzeni ve yöntemi aynılaşır. Bölgelerin geçmişi ile ilgili buluntu, belge ve bilgileri derli toplu yansıtsın yeter aslında… Kaldı ki biraz eski, sanki Cumhuriyet’ten sonra bir daha dokunulmamış gibi duran bu müzelerin o havası da sevilesidir genelde. Maraş Fili ve Direkli Mağarası salonlarıyla Kahramanmaraş Müzesi ise bir istisna. En güncel verilere göre 2015 yılında bu müzeyi 22.006 kişi ziyaret etmiş; kuşkusuz düşük bir rakam. Nitekim Kahramanmaraş’ın da popüler bir rota olduğu söylenemez. İşte tüm bu önyargılarla gidince müzeye, manzara şaşırtıcı oluyor.

 

Kahramanmaraş sınırları içerisinde yaşamış bu fil, biz adına Maraş Fili demişiz, Suriye Fili olarak da biliniyor. Bu filin “mamut” olduğu zannedilmiş, tartışılmış, fakat fosillerden elde edilen veriler neticesinde mamut familyasına ait olmadığına kanaat getirilmişse de halen türün mamut olduğunu savunan kaynaklar da var. Bu tartışmaları bir kenara bırakırsak, bu filin dünya üzerinde en sağlam fosillerinin ise Kahramanmaraş’ta bulunduğu söyleniyor, işte adını da bu sebepten almış.

Bu fil, yakın zamanda Kahramanmaraş Müzesi’nde “yeniden ayağa kaldırılmış”. Belli animasyon teknikleri kullanılarak sergileniyor halihazırda, arka planda doğal ortamı ve filin “hayattayken” nasıl göründüğü hareketli olarak canlandırılıyor, seslerle destekleniyor ve salonun tam ortasında, Maraş fili tüm heybetiyle ziyaretçileri karşılıyor.

Bu fosilin bulunma hikayesi de ilginç. Kahramanmaraş sınırları içerisinde, sıtmaya sebep olduğu gerekçesiyle insan eliyle kurutulmaya çalışılmış ve neyse ki kendisini kısmen kurtarabilmiş, yine de mevsim dışında bugün çok az bir alanda varlığını sürdüren bir göl var: Gavur Gölü. Öyle ki bulunduğu bölgenin adı bugün “Gavur Gölü Bataklığı” olarak da geçiyor. İşte bu gölün bulunduğu bölgede milyonlarca yıl yaşayan Maraş Fili’nin de tıpkı bu göl gibi, hayatının en şanssız buluşması insanla karşılaştığı an gerçekleşmiş herhalde. Nitekim daha 8.000 yıl önce insanlar bu bölgede yaşamaya başlayınca göl zarar görmeye, Maraş filinin ise yaşam alanı daralmaya başlamış, üzerine iklim değişikliğinin etkileri de eklenince, yeni şartlara uyum sağlayamayan Maraş filinin soyu tükenmiş ve sonradan anlaşılmış ki, Gavur Gölü bir fil mezarlığı haline gelmiş.

 

Üzerinden nihayetinde 3.500 yıl geçtikten sonra, bu gölün etrafında, DSİ tarafından yapılan çalışma esnasında 1961 yılında iş makinesine takılmış filin kemikleri… Bundan 14 yıl sonra, 1975’te ise zirai çalışma esnasında, Mehmet Polat isimli bir yurttaş tarafından başka bir filin kemikleri bulunmuş yine aynı alanda. Efsane bu ya, bu fillerin bir yangın esnasında göle kaçan filler olabileceği söyleniyor. Bu yangından bu filler kurtulabildiler mi bilinmez, fakat iskeletlerinin fil olduğu anlaşılana kadar aynı bölgede çıkan birçok iskelet kalıntısının odun zannedilerek yakıldığı da maalesef anlatılıyor.

 

İnsan “ayağa kalktığından” beri, gittiği her yerde doğal hayatla kavgaya girip, onu değiştirip, birçok türün yok olmasına sebep oldu. En güçsüz canlılardan biriyken, aklını kullanarak doğayla mücadele etti ve bu mücadelenin sonuçları her zaman olumlu olamadı. Hırsı hala tükenmedi. Kısacası ne Maraş (ya da Suriye) fili, ne de bu coğrafya henüz rahata kavuştu, insanoğlu ne zaman anlayacak yaptıklarını diyerek, yorgun, gününü bekliyor. 

 

 

Kaynakça:

"Kahramanmaraş'ta Anadolu'da Yaşamış..." Arkeofili, 1 Haz. 2016

"Maraş Fili ve Zümrüd-ü Anka" Maraş Avucumda, 26 Mart 2015

"Müze ve Örenyeri İstatistikleri" DÖSİM, 2015

 

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Yabani Otların Gölgesinde: Ünye Kalesi

Yabani Otların Gölgesinde: Ünye Kalesi

İşlevini yitirmiş bir yanardağın kraterleri üzerindeki dik yamaçlara takılıyor gözlerimiz. Bize göre devasa kayalardan başkası değil bu. Lakin bir köylüye göre öyle değil: “Orası Ünye Kalesi’dir”.

Devamını Oku
İftardan Sonrası Kadayıf Dolması

İftardan Sonrası Kadayıf Dolması

Cevizli kadayıf dolmasının adı anıldığında akla hayale Erzurum’un mükellef Ramazan sofraları gelir. Üç yüz seneden beri misafirlerin, dost meclislerinin vazgeçilmez tatlısı olmuş, her geçen gün lezzetlenmiş bu mutfak mirası.

Devamını Oku
İstanbul’un Mistik Yüzü

İstanbul’un Mistik Yüzü

İstanbul’un envai çeşit mistik mekanından biri de şehrin denize en yakın ve en yüksek tepesi olan “Yuşa”dır. Yuşa Tepesi, büyüleyici manzarasıyla olduğu kadar, manevi havasıyla da özel bir konuma sahiptir. Tepenin kutsiyeti, üzerinde antik çağda adına yapılan bir tapınağın bulunduğu, “İyi Rüzgarlar Efendisi Ourios”a kadar dayandırılmaktadır.

Devamını Oku