Mavilerde Bir Orhan Veli

Aşiyan'da Boğaz'a meftun bir garip yatar. Gelip geçen bilir mi bilinmez. Üstüme vazife mi insanı yolundan çevirmek? Zaten "ne adını biliyorum, ne günahını..."

  • 08.08.2017
  • Pelin Sürmeli

“İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım, her sabah,
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi...”

 

Bir bahar günü, Antakya’da eski bir kilisenin limon ağaçlarıyla bezeli bahçesinde, taş bir sahne üzerinde tanıştım Orhan Veli ile. On iki yaşındaydım. Hayatımızın ücra köşelerinde, farkında dahi olmadan tanıştık her birimiz Orhan Veli ile. Kimimiz bir Levent Yüksel şarkısında, kimimiz “bir elinde cımbız, bir elinde ayna” ile, kimimiz rakı şişesinde balık olmaya çalışırken. Onun İstanbul’a olan aşkı öyle bir işledi ki kulaklardan kalplere, İstanbul’u Orhan Veli’siz anamaz olduk. Hele ki bahar aylarında... Şimdiyse mavisine meftun olduğu Boğaz’a nazır mezarlığının başucundayız.

 

“Bin türlü mavi akar Boğazdan

Her şeyi unutabilmek maviler içinde.”

 

Bir Nisan ayında, Boğaz’ın en yeşili, Beykoz’da doğdu Veli. Babası Mızıka-yı Hümayun’da klarnet sanatçısıydı. Cumhuriyet’in ilanından sonra Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda şef olarak sürdürdü müzik hayatını. Veli’nin çocukluğu Boğaz’a nazırdı. Cihangir ve Beşiktaş yokuşlarında büyüdü. Boğaza ve bahara olan tutkusu çocukluktan içine işledi Veli’nin.

 

“Ben ki her nisan bir yaş daha genç,

Her bahar biraz daha aşığım”

 

“İmkansız şey 

şiir yazmak,

aşıksan eğer; 

ve yazmamak, 

aylardan nisansa.”

 

Şiirde devrimci bir “garip” idi Orhan Veli. Henüz lisedeyken, bu akımı oluşturacak şiirlerini kağıda dökmüş, edebiyat öğretmeni Ahmet Hamdi Tanpınar’ın rahlei tedrisinde en yakın arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet ile ilk dergisi Sesimiz’i çıkardı. 

 

“Gün olur, başıma kadar mavi; 
Gün olur, başıma kadar güneş; 
Gün olur, deli gibi...”

Dergi sevdası çalışma hayatında da sürdü. Ocak 1949’da ilk sayısı çıkan Yaprak dergisi, 1950 yılının ortalarına doğru maddi sıkıntıya girince Orhan Veli kendine ait eşyaları satarak dergiyi çıkarmayı sürdürdü. Söylentilere göre kendi kabanı ve dahi Abidin Dino’nun hediye ettiği resimler de bu furyaya kurban gidenlerden.

 

“Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş
Mavilerde sefer etmek.”

 

“19’dan sonra avarelik derdi” başladı Orhan Veli’nin. İstanbul ve Ankara’da yaşadı, Çanakkale’de askerliğini yaptı. Ulus Gazetesi’nde “Yolcu Notları” isimli yazı dizisini yayımladı. Avareliği ve sokakları çok sevdi Veli.

 

“Şimdi evime girsem bile,

Biraz sonra çıkabilirim...
Mademki bu esvaplarla ayakkaplar benim,
Ve mademki sokaklar kimsenin değil.”

 

Bu şiir tutkusu, öldükten sonra diş fırçasına sarılı bir kağıt parçasına miras kaldı Orhan Veli’nin. Şimdiyse lisedeki edebiyat öğretmeni Tanpınar ile aynı mezarlıkta, boğazın mavisine nazır Aşiyan’da yatıyor. Ziyarete gittiğinizde, sevenlerinin, üzerinde “Orhan Veli, 1914-1950” yazan mezar taşının kenarına iliştirdiği bir dal sigarayı görüp gülümseyin. Ve nerede okuduğumu hatırlayamadığım şu sözleri hatırlayın: “hayatı boyunca kaçındığı kafiyeden ölümünde dahi kurtulamamıştır”. Aşiyan Mezarlığı’ndan çıkınca sırtını Rumelihisarı’na verip Boğaziçi’ni izleyen Orhan Veli heykelini ziyaret etmeyi unutmayın!

 

“İstanbul’da Boğaziçi’nde,

Bir fakir Orhan Veli’yim;

….

Rumelihisar’ına oturmuşum;

Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:

…”

 

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Galata’dan

Şehrin görmüş geçirmiş yüzüdür Galata. Yolcu ile hancıyı, haklı ile haksızı, sâki ile garsonu ayırt edendir o. Yokuşlara vuranların derdini, sokak kedilerinin sıkılgan nefesini, kaldırımların ağlamaklı taşlarını bilir, bildirir Galata.

Devamını Oku
Pera’nın Kültür Aynası: BiblioPera

Pera’nın Kültür Aynası: BiblioPera

Hafızasında İstanbul'un envai çeşit katmanını barındıran Beyoğlu'nda dokuz araştırma merkezi buluşuyor, bilginin zanaatkarlarını ağırlıyor. BiblioPera kültürlerin biriktirdiği mirası bir uğrakta buluşturuyor.

Devamını Oku
Boğaz Efsaneleri: Zeus ve İo

Boğaz Efsaneleri: Zeus ve İo

Bir aşk hikayesinden doğar Boğaz, okyanus tanrısının torununun ruhuyla önümüzde uzanır. Boğaz’ın bu ulvi güzelliği, ancak tanrısal bir hikayeyle açıklanabilir…

Devamını Oku