Ebru Teknesinin Dümeninde Bir Usta: Necmeddin Okyay

Uzak Asya'nın kadim limanlarından demir alıp Anadolu kıyılarına varan bir sebat teknesi. Suya biçim, gönüle gönenç veren bir yolculuk. Dümeninde Necmeddin Okyay...

  • 14.08.2017
  • Merve Tuğtepe

Necmeddin Okyay, 1963. Koninklijke Bibliotheek.

Necmeddin Okyay, 1963. Koninklijke Bibliotheek.

Necmeddin Okyay, 1963. Koninklijke Bibliotheek.

Günümüze yaklaştıkça ihtiyaçtan çıkarak hayali düzenin duygularını, sanatsal zevkleri ve kültürel dokuları yansıtan geleneksel el sanatları, Anadolu’nun genişleyen kültür mirasında zengin bir parça oluşturdu. Toplumun geleneksel sentez farkındalığı, Anadolu zanaatına ve sanatına birçok yapıtaşı koydu. Onuncu yüzyıldan önce suyun, boyanın ve kağıdın yarattığı mucizeye, bir kültür harmanı denmemişti. Birlik yanıltıcıydı. Su kağıdı ıslatırken, boya suda kaybolurken, birbiriyle zıt gözükenler, yanyana muhteşem bir birlik yaratabilir! Onuncu asır ile beraber kendini uçsuz bucaksız sanat denizine bırakan ebru teknesi, ona güncel bir yön veren üstad Necmeddin Okyay ile yelkenini geleneksel bir Türk sanatı olmaya açmıştı.

 

Tasavvuf kültürünün sabır ve sebatını alışkanlık haline getirmiş sanat, Çin’de “lin-şa-şien”, 12. yüzyıldan itibaren Japonya’da “suminagaşi” ve “beninagaşi” isimleriyle yerel kültüre katkı sağladı. Önce Çağatay Türkçesi’nde “ebre” adıyla, 16. yüzyıl başlarında ise Türkistan’dan İpekyolu’nu takip ederek İran’a “ebri” kimliğiyle yolculuk etti. Bu göç, Farsça’da bulutumsu anlamında “ebr” kelimesinin anlamını değiştirdi. İstanbul’a, Farsça’da “ab-ruy” okunuşuyla yüzsuyu anlamını benimseyerek “ebru” olarak geldi.

On yedinci yüzyılda İstanbul’da Avrupalı seyyahlar tarafından ilgiyle karşılanmasıyla, tüm Batı ülkelerinde artık “Marbling-Türk kağıdı” olarak bilinmeye başlayan ebru sanatının kıvrımlı yolculuğu, yerel kültürün bir harmanı haline geldi.

Ebru teknesinin uğradığı limanlar ve bu limanlarda kültür mirasına kattığı çizgiler ile bilinen en eski ebru kağıdı 1554 yılında Malik-i Deylemi’nin talik yazı ile ebru üzerine yazdığı yazı olmuştur. Sanatın yelkenlerini 1608 yılına açarsak karşımıza çıkan Tertib-i Risale-i Ebri korsanların bulmak isteyeceği zenginlikte bir bilgi hazinesi olacaktır.

 

Ebru sanatından bir kutu yapsam, o kutu bir sandık olur.

O sandığı kültür denizine atsam, onu bulan usta zengin olur.

Usta ille de birleştirecekse suyla boyaları, ebru sanatı geleneksel olur.

Geleneksel sentez dolaşacaksa kıyı kıyı, teknenin dümeninde Necmeddin Okyay olur.

 

İstanbul kıyılarında Ebru sanatına yön verenler, 19. yüzyıl ustaları Hatip Mehmed Efendi, Şeyh Sadık Efendi, Bekir Efendi’den sonra günümüzde Mustafa Düzgünman, Niyazi Sayın olmuştur. Rotasını ebru sanatında kaybeden her çırak yolunu, sanat denizindeki incilerin en parlak olanı Necmeddin Okyay’a sormuştur. O ki, her zaman hayatta işi bilmeyenlerden o iş hakkında çok şey öğrendiğini savunur. Teknedeki suyun üzerine nüfuz eden renklerin cazibesini nasıl unutur? Boya, suya karıştıkça, beden sabrı öğreniyordu. Kağıt boyayı emdikçe, ruh huzuru içiyordu. Nasıl her kağıda ebru yapılamaz ise her üstad da bu tekneyi, açığa süremezdi. Necmeddin Okyay’ın ustasının dediği üzere “Ebru sihir gibidir; bazen tutar, bazen tutmaz”. Hiç renklendirilmemiş su, nasıl şekilleneceğini bilemez. Bir usta eli teknenin kenarına değmemişse, su yolunu bulamaz. Öde rağmen suyun dinlendiriciliği, boyalarla oluşturulan desenlerin yaratıcı çekimine karşı konulamaz.

 

Usta, geçim derdine düşmeye 28 Ocak 1883’de başladı. Üstadı Edhem Efendi tarafından “hezarfen” lakabıyla anılmayı fazlasıyla hak ediyordu; hem mürekkepçililk hem okçuluk hem de gülcülükte yetenekli olan Hafız Okyay. İstanbul Boğazı’nı boydan boya uçmadıysa da ebru teknesini yeniliklere hızlı sürdü. Mayıs 1916’da Medresetü’l Hattatin’de ebru öğreticiliğine başlayan Okyay, 29 Ocak 1948’de akademiden ayrılırken, çiçek motiflerinden lale, gelincik, karanfil, menekşe, sümbül, gülü öğrencilerine ve sanat dünyamıza armağan etmişti. Bahçeden koparıp, kokladığımız tüm çiçekler üstad ile birlikte, kültür mirasımıza girmişti. Suyun üzerine boyalarla desenler yaratan usta, klasik sanat kültürümüze 5 Ocak 1976 yılında veda etti.

 

O gitti, adı kaldı yarına.

Renklendirmeye doyamadığı çiçekleri attı onu, aşkın narına.

Öd kokan ebru teknesinde boyaların tortusu.

Kültürümüzün yenilikçi bir sanat parçasıdır “Necmettin Ebrusu”.

 

 

 

Kaynakça

Toktaş, P. (2012). Türk ebru sanatçılarının kronolojik incelemesi. Akdeniz Sanat Dergisi, 5(9), pp. 123-132.

 

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Yılların ve Yolların Getirdiği: Kuşkonmaz Camii

Yılların ve Yolların Getirdiği: Kuşkonmaz Camii

Bin yıllık kültür birikiminin demirbaşı, Mimar Sinan dehasının ürünü, İstanbul'un "kasr-ı müzeyyeni" Kuşkonmaz Camii. Dört asır öncesinden bugüne kalan davetkar bir mabet...

Devamını Oku
Mevlana'nın Yedi İnsanı

Mevlana'nın Yedi İnsanı

Mevlana’yı, türbesinden, Konya’dan, Şems’ten, Mesnevi’den, yahut tasavvuftan değil de yedi öğüdünün şekillendirdiği yedi insandan dinleyin...

Devamını Oku

Assos’un Et Yiyicileri: Sarcophagi

Kireç taşından bir lahit içine konan ölü bedenlerin birkaç hafta içinde yok olması bir Antik Yunan büyüsü mü? Yoksa pagan tanrıların bir oyunu mu? Peki ya ölü yiyiciler?

Devamını Oku