Bir Mahzun Hikaye: Yanık Yağlı Camii

Murat Çobanoğlu, Toruni, Aşık Avasi ve daha nicesinin memleketi Kars... Kendine özgü motif, renk, acı ve yaşanmışlıklarıyla işlenen kilim ve halıların, Taşlıova’ya “Yaz gelende her yan lalezar olur/Yamacında bin bir çiçek var olur/Kış gelende her bir yanın kar olur/ Eksilmez başımdan dumanın dağlar” dizelerini söyleten dağların, sonsuza uzanan çayırların diyarı.

  • 05.09.2017
  • Merve Gürel

Milattan önce 9000 yılına kadar uzanan geçmişinde pek çok halk ve uygarlığa ev sahipliği yapmış, hatta Türklerin de “Anadolu’ya açılan kapısı” olmuş bir hamaset ve menkıbe şehri burası. Öyle ki adının da bir menkıbeye dayandığı, Bulgar Türkleri’nin Velentur boyunun Karsak oymağından geldiği tarih kitaplarının Kars başlığı altındaki ilk bilgilerden. Bir diğer bilgi ise Türkiye’de bundan daha eski Türkçe ismi olan bir şehrimiz daha bulunmadığı yönünde. Diğer Anadolu kentlerinde olduğu gibi buranın da mütemmim cüzü Ulu Camii.

Camii, 17. yüzyılda Sultan İbrahim döneminde 3. Murat adına Osmanlı döneminin şehirdeki en büyük camisi olarak yeniden imar edilmiştir.

Meşhur 93 Harbi sonrasında Rusların eline geçen camii, silah deposu olarak kullanılır. Rusların 1918 yılında şehri terk etmesinden sonra ise Ermeni Taşnak çetelerinin çağrısı ile camii içerisinde toplanan 286 kişi bu çetelerce yakılmıştır*. Bu olaydan sonra Ulu Camii “Yanık Yağlı Camii” olarak da anılmaya başlanmıştır. Bu olaya tanıklık etmesi için de camii mihrap ve duvarlarındaki kan ve yağ izleri çerçevelenmiş ve günümüze kadar korunmuştur.

 

 

Camiyi gezdiren, 286 candan geriye kalan izleri ve toplu olarak gömüldükleri camiinin hemen arkasındaki bahçeyi titizlikle anlatan Musa Amca, o tüm kapıları açabilecek Doğulu, sıcak gülüşüyle yakınmadan edemiyor. Zira buraya gelen yabancı gezginler, camiinin her yerini gezip fotoğraflayıp sorular sorarlarken yerli turistlerin içeri girip alelade göz atıp çıkıyor. Kim bilir, belki de nefret ve kör hamaset de bundan besleniyor.

 

Pek çok ölüme, acıya, deprem ve saldırıya tanıklık etmiş bir garip camiidir ki bizi giderken kuzey cephe duvarındaki “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selametli ol” sözleriyle uğurluyor.

 

 

 

*Editörün Notu: İfadeye konu olay tarihi kayıtlarda Subatan Katliamı olarak anılır. Mayıs 1918'de General Kazım Karabekir'in fotoğraflarını göndermiş olduğu olaya ait izler Atatürk Üniversitesi'nin bölgede yaptığı kazıya ait bulgular ile desteklenmektedir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi/Hariciye, Siyasi, No. 2878/81 adlı belge konuya dair arşivsel dayanaktır. Bu ifade, nefreti reddeden bir toplumsal yas ifadesi olarak okunmalıdır.

 

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Halfeti: Tarihi Sular Altında Bir Cennet

Adını duyduk, ama çoğumuz bilemedik sular altında kalan bu denli hayatın olduğunu. Geçmişe özlem, çoğumuzda var, kabul! Peki ya tüm geçmişini sular altına gömüp hatırlamak istediğinde görebileceğin tek bir anı bulamamak?

Devamını Oku

Yaşayan Müze: Beypazarı

Mimarisiyle ünlü Beypazarı'nın tarihi beyaz konaklarının şanını hepimiz biliriz. Bu güzel yapılardan birinin restore edilmesiyle 2007'de kurulan Yaşayan Müze, hem bir halk bilimi çalışması hem de bir açık hava müzesi.

Devamını Oku
İstanbul'un Sırdaşı

İstanbul'un Sırdaşı

Bazen bir bina, bir binadan çok daha fazlasıdır. Bazıları “ah şu duvarların dili olsa da konuşsa” dedirtir insana. Yüzyıllardır etrafındaki şen kahkahalara ve derin acılara şahitlik eden Galata Kulesi de şehrin demirbaşlarından. Zamana şahittir Galata, zamanın barındırdıklarına…

Devamını Oku