Ani Bir Dünya Ama Dünya Bir Ani Değil

Ne vakit Ani Harabelerinden bahseden bir metin takılsa gözüne “Ani bir dünya, ama dünya bir Ani değil.” sözünden başkasıyla karşılaşmazsın. Ki gidince anlarsın bu sözün haklılığını.

  • 13.09.2017
  • Merve Gürel

Şehrin ana kapısı olan Aslanlı Kapı’dan içeri girer girmez Aslan Rölyefi ve Selçuklu Sultanı Alparslan’ın 1064 yılında şehri fethetmesini belgeleyen “… bu burçları baki kalsın diye bina eyledi” sözüyle biten kitabesi selamlıyor gezgini. Birkaç adım sonra görünen harabeler sadece Ebul Şuca Manuçehr Han’ın değil, Aşot’un, Sembat’ın, Gagik’in, Atabeklerin ve daha nice kral, devlet ve çağın kalıtları. Yetmiş sekiz hektarlık alanın henüz birkaç metresini adımladıktan sonra tam tepedeki Güneş’e koşut hafifçe esen rüzgar, cami, kilise, hamam, saray, kervansaray ve köprülerin arasında yaşamış iki yüz binden fazla kişinin acılarını, terk edişlerini, mutluluklarını fısıldıyor. Öyle bir refah ve mutluluk ki vakti zamanında “1001 kiliseli şehir” olarak anılırmış. Hâlâ aynı şanı yürütüyor olmalı ki 3. Simbat tarafından yapılan, Atabekler tarafından restore edilen fakat bir yıldırım düşmesi sonucunda yarısını yitiren Aziz Prkitch Kilisesi’nde tanıştığımız Arkeolog “Ani Ermeniler için hala çok önemlidir. Öyle ki hala çocuklarının adını Ani koymaktadırlar.” diyor.

Zira bir Ermeni için Ani demek Ermenistan’ın gelecekte ulaşacağı bir hedef, bir şehirden öte bir ülkü. Öyle ki, piyeslerde, operalarda, romanlarda ve daha nicesinde başlıca ilham kaynağı...

Ani öyle büyük ve dolu bir kent ki tamamını gezmek insanın bir gününü alır, yine de tam anlamıyla şehri gezmiş sayılmaz insan. Ne yazık ki bu şehrin da kıymeti bilinmemiş diye üzülmeden edemiyor insan. Bu kadim şehirden artakalanların çoğu yerli ya da yabancı halk tarafından tahrip edilmiş, restorasyonu ise halen eksik. Artık toplumsal ruhbilimin bir konusu olarak incelenmesi gereken bir diğer sorun ise kişilerin sevdiklerinin ya da kendilerinin isimlerini tarihi yapıların üzerine kazımaları!.. Ani’ye en kalabalık mevsim, ay ve saatte bile gitseniz, Kars’a uzaklığından olsa gerek fazla kişiye rastlayamazsınız. Buna rağmen yapılardaki kazıntılar ziyaretçilerin pek çoğunu ismen ifşa ediyor. Haşin ziyaretçiler yalnız isimlerini bırakmamış, kimisi antik şehrin taşlarını kendi evlerinin yapımında kullanmış. Tahribatın sınırını tespit etmek güç.

 

Ani, kaldırım taşı kalınlığında cilt cilt kitaplar yazılması gereken bir şehir, şüphesiz. Lakin Alaaddin’in uçan halısında bir seyahat misali bu yazı birkaç yüz kelimede anlatmaya çalışacak kültürün heybetli kalıtlarını.

 

İlkin kemerli, dar, yüksek pencereleri ile aydınlanan, haç planlı Meryem Ana Kilisesi, namıdiğer Büyük Katedral. Bu yapıyı görebilmek koca Bagratlı Kralı Simbad’a değil, biz gezginlere nasipmiş! Mimar Tiridat’ın gotik mimariyi birkaç yüzyıl önceden müjdelediği bu eser, 11. yy. kilise mimarisinin tipik bir örneği.

 

Halıya atladığımız gibi soluğu Abughamrents (Poladoğlu) Kilisesi’nde alıyoruz. Milattan sonra 980 yılında Prens Pahlavuni tarafından bir aile mezarlığı anısına anıt mezar binası olarak kullanıldığını, sonraki dönemlerde Selçuklu mimarisine örnek olduğunu, kilisenin güneydoğuya açılan tek kapısından girer girmez bir broşürden öğreniyoruz. Kilise içerisinde rastladığımız bir Ermeni ailenin “Bu topraklarda bin yıl yaşadık.” sözlerini ardımızda ve belleğimizde bırakıp Tigran Honents, namidiğer Resimli Kilise’nin yolunu tutuyoruz.

 

Tigran Honents… Kitaplardaki genel bilgiye göre Anili bir tüccar tarafından 1215 yılında inşa ettirilen kilise, içindeki bolca rölyef hayvan figürleri, Hz. İsa ve Ermenilere Hıristiyanlığı getiren Aziz Gregor/Krikor Lusavoriç’in hayatlarından pek çok sahne sunması ile zihinlere kazınıyor rengarenk.

 

Son durak: Ebul Manuçehr Camii. Selçuklulardan günümüze sağlam bir şekilde ulaşan en eski eser olma özelliğinin yanında Anadolu’daki ilk Türk Camisi olma özelliği de taşımakta olan caminin bitişiğindeki 99 basamaklı taş minaredeki “Bismillah” yazısından hayatta kalan birkaç harfin dışında, caminin gururla sahiplendiği bir diğer unsur ise bu esrik manzara! İnsanı caminin penceresine oturup dakikalarca Arpaçay vadisini izlemeye, dünün ve bugünün muhasebesine, ve tabii insan olmaya davet ediyor asırlardan beri…

 

 

 

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Konya'nın Asili: Lale

Konya'nın Asili: Lale

Konya, yani diyar-ı Mevlana! Selçuklulara başkentlik yapmış, her sokağında tarihi mirası omuzlayan, engin Anadolu’nun ortasında uçsuz bucaksız Konya Ovası burası. Çatalhöyük’ü ile dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olan, tarihin, dinin, efsanelerin diyarı...

Devamını Oku
Yılların ve Yolların Getirdiği: Kuşkonmaz Camii

Yılların ve Yolların Getirdiği: Kuşkonmaz Camii

Bin yıllık kültür birikiminin demirbaşı, Mimar Sinan dehasının ürünü, İstanbul'un "kasr-ı müzeyyeni" Kuşkonmaz Camii. Dört asır öncesinden bugüne kalan davetkar bir mabet...

Devamını Oku

1500 Senelik Bir İstanbul Geleneği: Yedikule Bostanları

Yedikule Bostanları, bugün şehir surlarının dibinde, gözümüze küçücük görünseler de hala onlarca ailenin geçim kaynağı olmaya devam eden bin beş yüz senelik bir gelenektir aslında.

Devamını Oku