Yabani Otların Gölgesinde: Ünye Kalesi

İşlevini yitirmiş bir yanardağın kraterleri üzerindeki dik yamaçlara takılıyor gözlerimiz. Bize göre devasa kayalardan başkası değil bu. Lakin bir köylüye göre öyle değil: “Orası Ünye Kalesi’dir”.

  • 30.10.2017
  • Merve Gürel

Kalede gezgini ilk karşılayan 6. yüzyılda yapıldığı sanılan, yerden epey yüksekte bulunan ve araştırmacıların, işçilerin halat vasıtasıyla yaptığını söyledikleri mezarlardır. İlk bakışta gözetleme yeri sandığımız fakat dışı epey gösterişli olan bu yapılar aslında mezar. Merhumların pek güzel bir manzaraya sahip olduğunu ve epey şanslı olduklarını düşündürtüyor. Acaba o krallar yaşarken de bu güzelliğin tadını çıkarıyorlar mıydı yoksa savaştan ve güvenlik telaşından bu manzarayı fark edemiyorlar mıydı? İkisi de olası.

Gelen her hükümdar şehri, yeşili, maviyi bu manzaradan izledi. Ama günümüzde bu manzarayı görmek için ne kral ne de asker olmaya gerek olmadığını bilmek, barış içinde vaktinde telaşlı askerlerin adımladığı merdivenlerde oturmak, hala bu yapı ayaktayken bunları deneyimlemek paha biçilemez.

“Bu yapı hala ayaktayken” ifadesini yanlış okumadınız. Öyle ki birkaç metreyi bile dikenli, uzun, yabani otların üzerinden sekerek ilerlemeniz hayli güç. Toprak ve ot altında kalmayan azınlık kısmı gezmek ise cesaret işi. Zira ziyaretçi için hiçbir güvenlik önlemi maalesef alınmamış. Yapılan tek somut şey ise yaklaşık on basamaktan oluşan metal bir merdiven. Daha bayrağın dikili olduğu yere çıkamadan terden sırılsıklam olmamak, nefesinizin kesilmemesi işten değil. Kalenin o ünlü, kayanın içi oyularak yapılmış mezarlarını görmeye gittiğinizde ise mezarlardan geriye kalan tek şeyin içlerini dolduran yılan ve kertenkeleler olduğunu fark ediyorsunuz. Dahası, kalenin içindeki iki tünelden biri yukarıdan atılan taş ve çöplerden tıkanmış durumdadır. Diğerini ise o ot topluluğu arasında görmemiş ya da görüp de dikkat etmemiş olabiliriz. Lakin o büyük tünel kişilere eski halini, aşağıya, tepenin eteklerindeki suya inen askerleri hatta ve hatta sonunda kral hazineleri olan gizli geçitlerin olabileceği ihtimalini hayal ettirir.

 

Tüm bu bakımsızlığın da kaynağını oluşturan şey ise herhalde ilgisizliktir. Aslında bir daire içinde birbirini kovalayan iki sözcük bunlar. Kale artık ilgisizlikten bakımsızlaşmış ya da bakımsızlıktan artık üzerindeki ilgiyi yitirmiştir. Daha da üzücüsü ise henüz kaleye girmeden başlayan vandallığa şahitlik etmektir. Kişilerin kendi ve sevdiklerinin adlarını tarihi bir eserin üzerine  yazma ya da kazıma içgüdüsünün bir tabloda eğitim oranı ile ters orantılı olarak gösterildiğine kanaat getirip M.Ö. 250’de bu kaleyi yaptırtan; şu an da mezarında kemikleri sızlayan Pontus Kralı İkinci Mitradates’ten özür diliyoruz. Hatta daha sonrasında bu topraklara sahip olan, bu kaleye bir şeyler katan, restore eden, ettiren tüm hükümdar ve kişilerden de…

 

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

İstanbul’un Göbeğinde Bir Anadolu Kasabası

“İstanbul’un göbeğinde bir Anadolu kasabasında yaşıyor gibi hissediyorum…” diyerek heyecanla anlatıyor Suna Hanım. Anadolu kasabasından kastı ise; herkesin birbirini tanıdığı, selamlaştığı, yardımlaştığı, bir ve beraber olduğu mekan: Kuzguncuk.

Devamını Oku
Pera’nın Kültür Aynası: BiblioPera

Pera’nın Kültür Aynası: BiblioPera

Hafızasında İstanbul'un envai çeşit katmanını barındıran Beyoğlu'nda dokuz araştırma merkezi buluşuyor, bilginin zanaatkarlarını ağırlıyor. BiblioPera kültürlerin biriktirdiği mirası bir uğrakta buluşturuyor.

Devamını Oku
Safranbolu: Geyik Boynuzları, Asmalar ve Yemeniciler

Safranbolu: Geyik Boynuzları, Asmalar ve Yemeniciler

At nalları, nazar boncukları, kurutulmuş sarımsaklar… Neler koymayız ki ev girişlerine Anadolu’da. Her birinin başka bir kıymeti, başka bir masalı var. Geyik boynuzları da bizi tarihi Safranbolu evlerinde karşılıyor…

Devamını Oku