Ege’nin Kıyısında bir Sakin Şehir

Etrafındaki her yer çılgınken, sakin kalmak dâhicedir derler. Bunun mümkün olduğu yer kaldı mı sahi ülkemizde? Cittaslow denen diyarlar belki de dâhilerin yeni sığınağı.

  • 17.11.2017
  • Gerçek Karaman

Yavaş şehir kavramı 1999 yılında İtalya’nın Greve in Chianti kentinde eski belediye başkanı Paolo Saturnini’nin öncülüğünde ortaya çıkıyor. İtalyanlar sakinliği seven insanlar; gelecekte şehirlerin üretmekten çok tüketen, hızlı yaşanılan, eski haline göre hızlıca değişecek yerler olduğunu görüyorlar. Çok da haklılar! Şimdi görüyoruz ki benliğini kaybeden şehirler, mahalleye dönüştürülen köyler günden güne artıyor. Yavaş şehir kavramı yerel kültürü koruma ve sürdürülebilir turizmi yaygınlaştırmaya bir davet, bir teşvik aslında.

 

Sakin, yavaş şehir anlamına gelen cittaslow; geleneklerine sahip çıkan, yaşamı yaşamaktan zevk alır hızda tutmaya çalışan, yerel el sanatlarını geliştirip sürdürebilen, kendi gıdasıyla karnını doyurmasını bilen, alışverişinde kendi esnafına kazandıran, mimarisini, bu yolla da tarihini bozmayan bir şehir kavramı olarak karşımıza çıkıyor. Anlamını okumak bile insanın aklında küçük, sevimli hayaller uyandırırken, bu unvanı alan yerleri keşfetmek, sakin kelimesi içinde saklı olan huzuru görmek farz oluyor. Bu unvanın ilk sahibi olan Seferihisar işte böyle bir durak.

İzmir gibi büyük bir şehirde olup sakin kalmayı başarabilen ve her adımımda hayranlığımın arttığı bu ilçede “yavaş” felsefesi herkesçe benimsenmiş. Ne bir fast-food restoranı var etrafta, ne trafik derdi.

Organik veya ekolojik gıdaya sadece pazardan değil çevredeki her yerden ulaşılabiliyor burada. Yerel pazarında el emeği yemekler, havası, insanı temiz, eserlerine gözü gibi bakan, geleneğinden kopmayan bir halk, bir şehir çıkıyor karşımıza. En önemli şeylerden biri de bu unvanı benimseyebilmek, dahası gururla taşımak.

 

Seferihisar’ın peşi sıra geliyor nice güzel diyar: Akyaka, Eğirdir, Şavşat, Uzundere, Gerze ve niceleri. İçlerinde saklı olanı dışa vuruyor, tüm dünyayla paylaşıyorlar. Kentten kente yayılan bir huzur farkındalığı belki de. Türkiye’den 14 şehir doğasına, esnafına, zanaatkarına, kültürüne, tarihine, yemeğine, her şeyden önce de kendine saygı duyarak bunu sürdürüyor. Felsefeyi çıkarmak kadar bu felsefeye ayak uydurmanın da önemini gösteriyor bizlere bu nadide 14 şehir. Buralara yolu düşen herkes bir şeyi aklına iyice kazıyor: Getirileri ne derece geniş olursa olsun, modern dünyanın düzeni yerel kültürün eline su dökemeyecek.

 

 

 

Çağan Irmak'ın yönetmenliğini yaptığı 2010 yılında çekilen Seferihisar belgeseli.

 

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Sanatın Köyü Bademler

Sanatın Köyü Bademler

Bir köy düşünün tiyatrosu, kütüphanesi olsun. Üstelik bir oyuncak müzesine de sahip olsun. Halkının sıcakkanlılığını görünce “neden daha önce gelmemişim ki” diye hayıflansın insan.

Devamını Oku
Bir Mahzun Hikaye: Yanık Yağlı Camii

Bir Mahzun Hikaye: Yanık Yağlı Camii

Murat Çobanoğlu, Toruni, Aşık Avasi ve daha nicesinin memleketi Kars... Kendine özgü motif, renk, acı ve yaşanmışlıklarıyla işlenen kilim ve halıların, Taşlıova’ya “Yaz gelende her yan lalezar olur/Yamacında bin bir çiçek var olur/Kış gelende her bir yanın kar olur/ Eksilmez başımdan dumanın dağlar” dizelerini söyleten dağların, sonsuza uzanan çayırların diyarı.

Devamını Oku
Başlangıçların Şehri: Malazgirt

Başlangıçların Şehri: Malazgirt

Gezginin tıkladığı kapı, bir zamanların ulu hükümdarı Alparslan’ın kudret ve inanç ile araladığı Malazgirt’e açılıyor.

Devamını Oku