Taraklının Kıymetlisi: Şimşir Kaşık

Beyoğlu fuar alanında tahtaların çıkardığı gıcırtıyla adımladığınız her metre sizi 55 numaraya götürür: Kaşık Ustası Sabri Özşahin.

  • 24.11.2017
  • Merve Gürel

Bir sohbet başlar ve usta ile hemşehri çıkarsınız. Sohbetin en koyu yerinde bir mandalina soyarsınız; yarısı ustanın yarısı sizin. Bir ekşi mandalinanın hatırına her öksürüğünüze usta da üzülür. Bir bakmışsınız “Usta, senin çırağın olayım mı?” diye sormaya başlamışsınız. İşin tuhafı tüm bu dostluk hikâyesinin birkaç saat içinde yaşanmış olmasıdır. 

 

Sabri Usta, medyatik, alışkın tavrıyla biz sormadan başlıyor kendisini tanıtmaya. Türkiye’yi yurtdışında pek çok fuarda temsil etmiş. Bakanlık sanatkârı hasebiyle ülkemizde de pek çok fuara katılıyormuş. Bu yüzden onu evinde, emekhanesinde bulmak öyle kolay değilmiş, gitmeden önce mutlaka aramak gerekmiş.

 

Yetmiş yaşındaki Sabri Usta bu işi 60 senedir yapıyor. Mesleği dedesinden öğrenmiş. Beş yıl evvel Sakarya ilinin ahisi seçilen usta, bu işi köylerindeki herkesin yaptığını zira yapmayanın köyde barınamadığını da söylüyor. Alballar köyünün geçim kaynakları hayvancılık ve kaşık yapımı ile sınırlı olunca kişiler için de pek bir seçenek kalmıyor. Usta, artık kimsenin hayvancılıkla uğraşmak istemediğini, köylü için iki seçeneğin kaldığını belirtiyor: şehirde vasıfsız işçilik ya da kaşıkçılık. Kaşık deyince aklınıza sakın Sabri Usta’nın yaptığı gibi geleneksel oymacılık gelmesin.

Günümüzde bu iş genelde makine ile yapılıyor. Bunun kıymeti da Sabri Ustanınkine erişemiyor. Zira makine kullanan oğlu ve gelininin kaşıklarını Sabri Usta düzeltiyor!

Usta, sözünü esirgemeyip hemen ekliyor: “Herkes kaşık yapar ama sapını ortaya getiremez.” Dahası “Herkesin kaşığıyla yemek yenmez” imiş. Ne de olsa şimşir kaşık bakteri tutmaması ile kişiyi kalınbağırsak, ağız ve diş hastalıklarından uzak tutarmış. Hem de yemek, ne kadar sıcak olursa olsun şimşir kaşıkta makul sıcaklığa geliverirmiş.

 

Ustanın memleketi Taraklı, adını tarak yapımından alıyor. Öyle ki Selçuklular zamanında buralara gelen Türkler ile başlıyor bu hikâye. Bölgede türbeleri bulunan Ahmet Yesevi’nin çıraklarından Sabri Usta’ya kadar uzanan yüzlerce yıllık bir coğrafya, hikâye ve kültür ırmağı var. Dedeleri, babaları Osmanlı saraylarına yemek yemelik kaşık yapmış Sabri Usta’ya göre şimşir tarak da övgüye layık. Saç köklerine zarar vermeyen, bilakis güçlendiren maddenin hikmeti şimşir ağacından mamul tarakta saklı imiş. Biz ustanın dedesinin yalancısıyız sevgili okur!

 

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Yılanlı Sütun ve Delfi Kahini

Yılanlı Sütun ve Delfi Kahini

Sultanahmet Meydanı’na bir dahaki gidişinizde, Antik İstanbul Hipodromu’nun tam üzerinde durduğunuzu hatırlayın ve Delfi Kahini’nin üzerine oturup Apollo ile konuştuğu yılanlı sütunun yanı başınızda olduğuna dikkat edin!..

Devamını Oku

Girizgâh II

Nazlı nazlı tırmanır yücelere mor salkımlar İstanbul sokaklarında. Açık seçik yerlisi gibi görünmek için şehrin, usulca sarılır emektar pervazlara. Müşfik bir hicaz sarkar o pervazlardan caddeler boyu.

Devamını Oku
Yılların ve Yolların Getirdiği: Kuşkonmaz Camii

Yılların ve Yolların Getirdiği: Kuşkonmaz Camii

Bin yıllık kültür birikiminin demirbaşı, Mimar Sinan dehasının ürünü, İstanbul'un "kasr-ı müzeyyeni" Kuşkonmaz Camii. Dört asır öncesinden bugüne kalan davetkar bir mabet...

Devamını Oku