Buğdayın Atası Siyez

Topraklarımızın demirbaşı, sofralarımızın vazgeçilmezi... Bu toprakların buğdayın anavatanı olarak görülmesi tesadüf değil. Göbeklitepe kazılarındaki buluntular buğdayın ilk kez bu coğrafyada yetiştiğini ortaya koyar. Karacadağ ve çevresindeki öncü buluntuların yanı sıra Diyarbakır Çayönü ve Kayseri Kültepe’deki kazılar da küplerin içinde buğday taneleri muştular.

  • 27.12.2017
  • Ümmühan Özcan Tan

İlk Çağlardan bu yana önemini korumuş Bereketli Hilal adıyla da anılan Mezopotamya topraklarının buğday tarımına da beşiklik etmesi insanı pek şaşırtmıyor. Buğdayın günümüze uzanan serüveni, Mezopotamya ovasının kuzey kesimi olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki buğday tarımı ile başlıyor.

 

Avcılık ve toplayıcılık yapan, mağaralarda, ağaç kovuklarında yaşanılan dönemden toprağı ekip işlemeye başlayan insanoğlunun toprağa ilk ektiği şeylerin başında gelir buğday. İnsan yerleşik yaşam ile birlikte yetiştirdiği zahireleri vakti gelince tüketmek üzere stoklama gereği duydu.

 

Buğday, o stoklar arasında daima hayatiyetini korudu. Ekin tarlalarının mağrur başakları harmanda samanından ayrılıp tahıl olarak depolandı, öğütüldü ve üretilen undan ekmek yapıldı. Kim bilir belki de kutsallığını bu zahmete borçludur.

 

Hititlerin ve bilhassa tarım tekniğinde ün salmış, Bereket Tanrıçası Kibele’ye inanan, tarımı koruyan kanunların da müellifi Friglerin baş tacı hububatıdır buğday.

Hayal edin; o dönem insanının doğal koşullar ile buğdayını yetiştirdiğini, değirmen taşında ya da dibeklerde öğüttüğünü ve ısıtılmış yassı taşların üzerinde şekillendirip peksimet ya da Hititlerin deyimiyle “Ninda” yaptıklarını… Mis gibidir değil mi, dumanı üstünde tüten ekmeğin tadı?

İşte bu topraklarda o günden beri yetiştirilen bir buğday var ki… O da ata yadigarı siyezdir. Tarihi on bin, kimi kaynaklara göre ise on iki bin yıl öncesine dayanır. Geleneksel yöntemlerle üretilen bu hububatın en çok yetiştirildiği yer ise Kastamonu çevresidir. Siyezin doğal platosu adeta bu coğrafya. İhsangazi, Seydiler ve Devrekani ilçelerinde yetiştirilir çoğunlukla.

 

Siyez buğdayı diğer buğdaylardan farklı olarak kabukludur. İlaç ve gübre kullanımı gerektirmez. Ayrıca genetiği bozulmamış, on dört kromozom sayısıyla genetik olarak dünyadaki ilk buğday çeşidi olarak bilinir. Sağlığa yararı da herkesin malumu.

 

Türkiye’de yetişen yerel tohumların ekilerek çoğaltılması tarımsal sürdürülebilirlik ve toplum sağlığı açısından yaşamsal. Çiftçinin bağımsızlığı, her yıl yeniden tohum almak zorunda kalmaması açısından önemli. İlaç ve yapay gübre kullanılmamış doğa dostu tarımsal üretimin yaygınlaşmasını, genetiği değişmemiş siyez buğdayı gibi leziz bir mirasın korunmasını, doğurgan olan bire karşı bin veren toprak ananın kıymetinin bilinmesini, vakti zamanında Tahıl Ambarı diye övündüğümüz memleketin kendi kendini doyurabilmesini umut etmekten başka elimizde ne var?

 

Lafı kırmızı buğdaydan alıp yârin gerdanına getiren Anadolu insanına hürmetle…

 

"Kırmızı buğday ayrılmıyor sezinden,

Mevlam Mevlam versin güzelleri gencinden,

Kim ayrılmış ben ayrılam eşimden,

Yörü yörü dilber salma saçın sürünsün,

Açıver açıver cepkenini elmas gerdan görünsün."

 

 

 

 

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

İftardan Sonrası Kadayıf Dolması

İftardan Sonrası Kadayıf Dolması

Cevizli kadayıf dolmasının adı anıldığında akla hayale Erzurum’un mükellef Ramazan sofraları gelir. Üç yüz seneden beri misafirlerin, dost meclislerinin vazgeçilmez tatlısı olmuş, her geçen gün lezzetlenmiş bu mutfak mirası.

Devamını Oku
Salça Zamanı

Salça Zamanı

Çocukluğumuzda mahalledeki arkadaşlarımızı kıskandıracak şeylerden biri anneden gelen salçalı ekmekti. Onu bu kadar lezzetli yapan neydi? Güneşin altında koşup oynadıktan sonra yatışan açlık mı yoksa ekmeğin anne elinden sevgiyle gelişi mi?

Devamını Oku

Ölmez Ağaç: Zeytin

“Eğer olmasaydı, zeytinyağını icat etmek zorunda kalırdık” dediği rivayet olunur meşhur İtalyan hekim Publio Viola’nın. Hikmetini bilince hiç de haksız sayılmaz hani…

Devamını Oku