Eski İstanbul'da Bir Cumartesi Hikayesi

Adımladıkça adımlayası gelir insanın. Yazmak misali; her dize, üreyerek devam eder. Bir Cumartesi sabahı ne yapmalı sorusu ile boğuşuyorsanız, yolculuğunuza eşlik edecek bir arkadaşınızı alarak yola koyulun derim.

  • 15.06.2018
  • Sena Şahin

Başı köpük köpük bulut, içi dışı deniz, budak budak, şerham şerhamihtiyar cevizlerin mekânında, Gülhane parkında buluyoruz kendimizi. Yazın gelişi havadan belli. Kapıdan girer girmez çıtır çıtır simitler karşılıyor konukları. Gülhane’nin ağaçlarının arasına saklanmış, hemen girişin sağ tarafında bembeyaz renginin üzerine sarı yaldızlı işlemeleriyle “Ahmet Hamdi Tanpınar” Edebiyat Müze Kütüphanesi, boylu boyunca… Bir zamanlar Osmanlı’da Alay Köşkü olarak kullanılan yapı, Kültür Bakanlığı eliyle edebiyat müzesine dönüştürülmüş. Alay Köşkü 1819 yılında Sultan II. Mahmut tarafından yaptırılmış. Günümüzdeki yapıdan önce de burada ahşap bir köşk bulunduğu söyleniyor. Mimarisi pek zarif. Kubbesi, etrafındaki saçaklarıyla, bu zarafeti tamamlar. Pencerelerin üzerindeki tarih kıtalarını, şair Keçecizade İzzet Molla yazmıştır. Alay Köşkü ismi ise imparatorluk devrinde ordunun sefere çıkmadan önce esnafın alaylar halinde yaptığı geçit törenlerinden geliyor. Padişah, geçidi Alay Köşkü’nün açık penceresinden seyreder, esnafın selamına karşılık verirmiş. İsmi bu gelenekten miras.

Ahmet Hamdi Tanpınar ile zengin edebiyatımızın birçok şairini, yazarını kütüphanedeki yaprak aralarında bularak, koyu bir sohbete dalabilirsiniz. Birçok etkinliğin de yapıldığı bu yapıda size eşlik edecek hafif bir musiki de mevcut.

Gülhane’nin eşsiz güzelliğinin ardından yokuş yukarı çıkmaya başlayın. Kalabalık olan sokağın sonunda Sultanahmet Meydanı’nı göreceksiniz. Sanki tarih bu meydanda katman katman muhafaza ediliyor. Yolun sonuna geldiğiniz zaman sır gibi saklanmış, koca bir tarih karşılıyor gezgini: Caferağa Medresesi. Merdivenlerini adımlayıp kapıdan içeri girdiğimde yapının mimarı “Mimar Sinan’ın heykeli karşılıyor. Dönemin Babüssaade ağalarından Cafer Ağa tarafından bizzat Mimar Sinan’a yaptırılan (1599) medrese, 15 dershane/sergi odası, oldukça geniş bir salonu ve huzur dolu büyük bir bahçesi ile yıllar yılı medrese olarak hizmet vermiş. Günümüzde atölyelerde hâlâ eğitim verilmekte. Bahçesinde huzuru yakalayıp, tarihi koklarken demli bir çayı bahçesinde içebilirsiniz. Siyah ile beyazın birbirine geçtiği büyük taşların arasında sanki ruhunuz daha rahat nefes alıyor. Turistlerin de uğradığı medresede atölyeleri gezip bilgi edinme şansı yakalayabilirsiniz. Medrese Ayasofya’ya komşu. Ayasofya’nın yanı başındaki Caferiye Sokak üzerinde, Ayasofya’nın güney duvarına bakan Soğukkuyu Çıkmazı’nda. Girift bir tarihi solumak için en güzel yer denilebilir.

 

Kitapların arasında eskiyor.

Zaman kendinde yok etmek için zaman yaratıyor.

Bütün tarih, bânileri ile o zamanda yaşıyor…

 

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Kalıpların Sultanları: Sadekarlar

Kalıpların Sultanları: Sadekarlar

Kapalıçarşı'nın yorgun hanlarından uykusuz yollarından geçtik. Önümüzde arkamızda bizi sobeleyen düzinelerce küçük dükkan. Kimi aşağı kimi yukarı kimi önde kimi arkada kimi yeşil kimi sarı kimi kızgın kimi uysal... Gözünüze çarpan çokça şey var ama bir de çarpmayanlar var. Sadekarlar!

Devamını Oku
Kurukahveci Mehmet Efendi

Kurukahveci Mehmet Efendi

Eminönü’ndeki Kurukahveci Mehmet Efendi, günümüze kadar ulaşan en eski kahve dükkanı değil yalnızca. Yemen Valisi Özdemir Paşa'nın bu topraklara armağanı bu zindelik iksirinin ve kırk yıllık hatırların mabedi aynı zamanda.

Devamını Oku
Konya'nın Asili: Lale

Konya'nın Asili: Lale

Konya, yani diyar-ı Mevlana! Selçuklulara başkentlik yapmış, her sokağında tarihi mirası omuzlayan, engin Anadolu’nun ortasında uçsuz bucaksız Konya Ovası burası. Çatalhöyük’ü ile dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olan, tarihin, dinin, efsanelerin diyarı...

Devamını Oku