Zamana Direnen Mekan: Papazın Bağı

Ankara Gaziosmanpaşa'da bir sığınak... Yalnız bilip de yaşayanların sevdiği, sevenlerin yaşadığı Ankara'da bir anılar sığınağı Papazın Bağı...

  • 01.12.2016
  • Merve Erzincan

Her şeyin kaderini belirleyen zaman; akışına kapılan ne varsa değiştiriyor. Kimilerini yüceltiyor, kimilerini yeriyor. Yenilikler doğuruyor, kendine uymayanı yıkıyor. Modern zamanın trendleri ise bizi bir telaş içinde sürekli tüketmeye, popüler olan markaların peşinden koşmaya, güneşli havalarda bile küçük kapalı mekanların kasvetine yüksek bedeller ödemeye mahkum ediyor. Burada ise, Ankara'nın göbeğinde; zamana ve popüler kavramlara direnmeyi başarmış ender yapılardan birinden bahsediyoruz: Papazın Bağı. 

Otantik ve samimi havasıyla 1963'ten beri duruşunu bozmadan Ankaralılara nefes alma imkanı veren bu geniş bahçe; yalnızca logosuna para ödediğimiz büyük markalara karşı değil, büyük şehirlerin en büyük derdi olan betonlaşmaya karşı da direniyor. Daha bahçesinden adımınızı atar atmaz küçük bir patikayla ulaştığınız asma yapraklarıyla bezenmiş katlı bahçeler; asırlık çınar, çam ağaçlarıyla ve etrafta dolaşan kedi, köpek ve kazlarıyla bir bütün...

Şehrin telaşından biraz arınıp kafa dinlemek isteyenler için güzel bir sığınak Papazın Bağı. Öyle ki, mekan içinde çalınan bir fon müziği bile yok; yalnızca kuş sesleri ve sohbet eden insanların tatlı bir uğultusu duyuluyor.

Papazın Bağı, Ankara'ya kalmış kıymetli bir miras. Böyle değerlerin öneminin göz ardı edildiği bir dönemde, siz de bir huzur kaçamağı arıyorsanız, burayı ziyaret edip bir semaver çay söyleyin, el açması gözlemelerden yiyin, sonra da mırıldanın:

“bende tarçın sende ıhlamur kokusu

yürürüz başkentin sokaklarında

(…)

ayrılık lafları etme sevgilim

önümüz temmuz önümüz ağustos nasıl olsa”

Cemal Süreya

 

 

Fotoğraflar: muammerokumus // CC BY

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Eğin Dedikleri Küçük bir Şehir

Eğin Dedikleri Küçük bir Şehir

Ondokuzuncu yüzyılın ilk yarısında o zamanlar henüz çiçeği burnunda bir subayken, Osmanlı ordusunda eğitimci olarak görev yapan Almanların efsanevi komutanı Helmuth Von Moltke, kaleme aldığı Türkiye hatıralarında Kemaliye için “Asya’da gördüğüm en güzel yer” der; bu ifade belki de Eğin'in güzelliğinin sığdırılabildiği en doğru tanımların başında gelir.

Devamını Oku
Sille: Ustaları Kadar Kadim

Sille: Ustaları Kadar Kadim

Ölümün kıyısından dönüp tekrardan canlanan yaşlı bir dede gibi Sille. İnsanoğlunun çok eski şahitlerinden, dostlarından biri. Dünya’nın en eski kilisesilerinden Aya Eleni’yi barındıran bir köy. Köyle ilgili eski olan tek şey yapıları değil, bağrını açıp yetiştirdiği ustaları.

Devamını Oku
Uzundere: Bir Huzur Sığınağı

Uzundere: Bir Huzur Sığınağı

Koca Evliya Çelebi'nin “on bir ay, yirmi dokuz gün Erzurum’da kaldım, halk hâlâ yaz gelecek diyordu, amma ben görmedim…” diye hayıflandığı, buzlara tırmanılan lakin gönülleri ısıtan, Karadeniz'in yamacında bir huzur sığınağı burası: Uzundere.

Devamını Oku