İstanbul’un Göbeğinde Bir Anadolu Kasabası

“İstanbul’un göbeğinde bir Anadolu kasabasında yaşıyor gibi hissediyorum…” diyerek heyecanla anlatıyor Suna Hanım. Anadolu kasabasından kastı ise; herkesin birbirini tanıdığı, selamlaştığı, yardımlaştığı, bir ve beraber olduğu mekan: Kuzguncuk.

  • 15.12.2016
  • Şeyma Çakan

İnsanın kendisini en rahat, en huzurlu hissettiği yer sevdiklerinin, ailesinin yanıdır. Ruhsal olarak çıkmaza girdiğinizde böyle bir sığınak adeta velinimettir. En yalnız hissettiğiniz anda bir tanıdığınızı görüp selamlaşmak, belki sadece tebessüm etmek bile insanı mutlu etmeye yetiyorken; bu etkileşim tanımadığınız biriyle yaşandığında aldığınız haz bambaşka oluyor. Aslında çoğu mahalle yerlileri bu samimiyeti kendi kabuğunda yaşarken, Üsküdar’ın nevi şahsına münhasır semtlerinden Kuzguncuk’ta bu durum oldukça farklı. Kuzguncuk sakinlerinin yerli, yabancı ayırt etmeksizin herkese karşı bu yakınlığı göstermesi, belki de burayı huzurlu ve güvenli hissettiren en önemli unsur.

 

 

Yoğun ve stresli bir günün sonunda huzur bulma umuduyla kendimizi İstanbul’a bırakıyoruz. Sahil yolundan gelip Kuzguncuk’un ana caddesi olan İcadiye Caddesi’ne adımımızı attığımız ilk anda köşe başındaki berber dükkânının ve taksi durağının birbirine yaslanmış duvarlarını görüyoruz. Dükkanın önüne kondurulmuş küçük bir masa ve etrafına serpiştirilmiş iskemleler... Tavla “atanların” ve onları izleyen birkaç kişinin orada olmaktan aldıkları keyiften etkilenmemek mümkün değil! Kadim beraberliklerin olduğu belli… Kuzguncuk’un bu samimiyetinin sırrını merak ederken şirin bir dükkân sahibi olan Suna Hanım ile karşılaşıyoruz. Ailesinin altmışlı yıllardan beri Kuzguncuk’ta olduğunu, kendisinin de uzun yıllar yurtdışında yaşayıp buraya geri döndüğünü söylerken; Kuzguncuk’a olan sevgisini “İstanbul’un göbeğinde bir Anadolu kasabasında yaşıyor gibi hissediyorum…” diyerek heyecanla anlatıyor Suna Hanım. Anadolu kasabasından kastı ise; herkesin birbirini tanıdığı, selamlaştığı, yardımlaştığı, bir ve beraber olduğu mekan.

 

 

Kuzguncuk’taki sevgi, birlik duygusu öylesine yoğun ki bunun izleri tüm canlılarda görülüyor. Her biri kendine rahat bir mesken bulmuş keyif keka kediler, boğaz havasına teşne şımarık sardunyalar, hasılı güler yüzü eksik olmayan mahalleliler…

Onlara göre Kuzguncuk’un samimiyetinin asıl sırrı; önyargısız olmaları. Bunun en somut göstergesi ise Ermeni kilisesi, Rum kilisesi, camii ve havranın yan yana bulunması. Üstelik zamanında cami yapılabilmesi için yer bulunamadığında kilisenin bahçesinde cami için yer bile verilmiş! Bu hoşgörü mirasını esnaf da sahiplenmiş. Bir aktarın önündeki sebilin üstünde öylesine naif bir teklif: “lütfen içiniz”! İşte, masmavi gökkubbe altında bir bardak su gibi pırıl pırıl Kuzguncuk… Akşam gezintilerinize talip!

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Zanaattan Ziyade bir Sanat: Sedefkârlık

Zanaattan Ziyade bir Sanat: Sedefkârlık

Bursa’nın asırlık nişanesi, şehirli ile gezginin ilgi odağı Ulu Cami çevresinde bulunan hanlar bölgesi… Meşhur Koza Han’ın karşısındaki Fidan Han’a misafiriz. Sedefkâr Mümin Orhan’ın atölyesine…

Devamını Oku
Salça Zamanı

Salça Zamanı

Çocukluğumuzda mahalledeki arkadaşlarımızı kıskandıracak şeylerden biri anneden gelen salçalı ekmekti. Onu bu kadar lezzetli yapan neydi? Güneşin altında koşup oynadıktan sonra yatışan açlık mı yoksa ekmeğin anne elinden sevgiyle gelişi mi?

Devamını Oku
Fener'den Balat'a

Fener'den Balat'a

İstanbul’un altın boynuzu Haliç’in kıyısında iki kadim semt bulunur: Fener ve Balat…

Devamını Oku