Kalıpların Sultanları: Sadekarlar

Kapalıçarşı'nın yorgun hanlarından uykusuz yollarından geçtik. Önümüzde arkamızda bizi sobeleyen düzinelerce küçük dükkan. Kimi aşağı kimi yukarı kimi önde kimi arkada kimi yeşil kimi sarı kimi kızgın kimi uysal... Gözünüze çarpan çokça şey var ama bir de çarpmayanlar var. Sadekarlar!

  • 11.01.2017
  • Emine Nural Öztürk

Kapalıçarşı'nın gizli bölmesi gibi kalmış kuytularına saklanmış küçük han parçaları... Meşakkatli bir tırmanış, eski, kolluksuz merdivenlerden ustaya ulaşma çabaları... Mesleğin zorluğu, ona ulaşmaya çalışanların yollarını bürümüş sanki. 

 

Sade'yi çıkarmak sadekarlık. Kuyumculuğun özü. Hele de geçmiş zamanlarda üretim bu denli artmamışken insanların vazgeçilmezi. Günümüzde biraz tozlanmış bu zanaat. Bir daha bakmamak üzere rafa kaldırdığımız diğer zanaatlerin yanına koymak üzere uzattığımız eli birisinin tutmasını, "olur mu öyle şey güzel kardeşim?!" dememizi bekliyorlar. Sanatlarını, emeklerini ilmek ilmek örüp kalıplara sığdırışlarını mı anlatalım, bu kalıplardan çıkacak birbirinden güzel sanat eserlerini mi? 

 

Sefer Usta Kapalıçarşı'daki sadekar ustalarımızdan biri, yani altın gümüş platin gibi kıymetli metaller veya alaşımlardan el becerisiyle mücevherin sade kısımını, montürünü yapan kuyumculuk dalının ustası.

 

 

“Hem sanat lazım, hem beceri lazım, hem estetik lazım, hem duygu lazım”. Çok sevdiği mesleğini anlatırken ilk günkü heyecanı yüzünden okunuyor, nasıl bu mesleğe adım attığını anlatırken yüzünde tebessüm…

 

Dolabında tuttuğu kalıpları gösteriyor, yüzlerce. Gün yüzüne çıkıyor onca mücevher onca eşya ve onların kopyasını bir sanat eseri şeklinde ortaya çıkarmaya yarayan onca kalıp. 

 

Düşünüyorum fabrikasyonla el emeği bir olur mu? Hem üzülerek hem sevinerek cevaplıyorum: elbette bir olmaz, ustanın her hareketiyle daha güzele dönen bir madde var elimizde, bir de birbirinin aynısı ruhsuz kopyalar var fabrikalardan çıkan. Sanayinin hayatımıza getirdiklerini yadsımıyorum şüphesiz; ancak getirdiği gibi götürmekte olduklarını da göz ardı etmeden, ifrat tefritte kalmadan sanayinin güzellikleriyle el emeğinin hazzını ayırt edip kardeşçe yaşatarak bakmalıyız bu eserlere, ustalara ve ömürlerini adadıkları sanatlarına. Şimdiki sadekarlığa üzülerek bakan Sefer Usta, elbet kıyaslıyor dünle bugünü. Çok sevdiği el emeğini, ömrünü ortaya koyduğu mesleğine giden yolda yaşadığı zorlukları anlatıyor bir bir… O yollardan geçmiş, o sulardan içmiş gibi oluyorsunuz.

 

Heybenize katacağınız onca hikaye ile yürüyorsunuz.

Nice Sefer Ustalarla Nice seferlere çıkmamız dileğiyle...

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Klarnetin Büyüsü Sesinin Buğusu

Klarnetin Büyüsü Sesinin Buğusu

Tarihi 17. yüzyıla uzanan bir enstrüman ve ona adanmış, onunla yoğrulmuş bir ömür. Enstrüman Batı Avrupa'dan, ömür ise güzide il Ordu'nun Bayadı köyünden.

Devamını Oku
İnsanın Masalı

İnsanın Masalı

Ve bir yıldızın kaymasını izlemek gibidir bir insan ömrünü izlemek. Küçük bir pırıltıdan yanan bir topa dönüşür önce. Çocukluğun saf bir ışık hüzmesinden, gençliğin heyecanlı patlamalarına…

Devamını Oku

Girizgâh II

Nazlı nazlı tırmanır yücelere mor salkımlar İstanbul sokaklarında. Açık seçik yerlisi gibi görünmek için şehrin, usulca sarılır emektar pervazlara. Müşfik bir hicaz sarkar o pervazlardan caddeler boyu.

Devamını Oku