Salça Zamanı

Çocukluğumuzda mahalledeki arkadaşlarımızı kıskandıracak şeylerden biri anneden gelen salçalı ekmekti. Onu bu kadar lezzetli yapan neydi? Güneşin altında koşup oynadıktan sonra yatışan açlık mı yoksa ekmeğin anne elinden sevgiyle gelişi mi?

  • 11.01.2017
  • Gamze Yılmaz

Belki de sokaklarda özgürce oynarken her şey güzel gelirdi, kim bilir? Her şey bir yana, çocukluk dağarcığına kazınan bir şey var ki o da ev yapımı salçanın lezzeti!

 

Mersin’de salça zamanı Ağustos sonu Eylül başına denk gelir. Bu tarihler yaklaştığında kamyonetleri ile mahalle mahalle dolaşıp megafonlarıyla “salçalık biber, salçalık biber!” diye çağıran emekçi amcalar türer. Kimi kapı önünde alır biberlerini, kimi de erkenden gidip halden alır en iyisini. Ama usturuplu bir araştırma yapmadan hiç bir yengemizi o biberleri almaya ikna edemezsiniz, bilginiz ola! Her kapı önü sohbetinden duyduğum “endeğen biberin kilosu gaça aldın, gız Fatoş'un biberi hepten çürük imiş ya alman daha o herifiden, bah hele biberin gözeldi kimden aldın gız Güler” gibi konuşmalardan sonra bir karara varılır ve en iyisi alınır. Damlarda sereceğiniz yeri ayarlamak ve naylon almak için de kapı önü sohbeti şart! “İndi bana bag hele eskiyik naylonun değiştiriver" diye uyarılır ki ev salçası naylon kazasına kurban gitmesin. Bir gün önceden salçanın serileceği dam yıkanır ve salça yatağı yapılır. 

 

Gün erken başlar hamarat evlerde. Kabuklu biberden salça yapmak ele yapışan ve temizlemesi maharet isteyen çekirdeklerle uğraşmayı gerektirir. Kapı önündeki biber çuvalları tek tek açılır ve biberler dikkatlice yıkanır. Evin küçük çocuğuna komşulardan ileghen (leğen) almaya gönderilir ve böylece “ben salça yapıyorum yardıma gelin” haberi salınır.

 

İmece ruhu ile şalvarlar giyilir, tülbentler takılır, güle oynaya salça evine gidilir. Koca koca leğenlerde  yıkanan biberler pazar sandıklarına konulur ve sularının süzülmesi beklenir. İş bölümü yapmış teyzeler, yengeler ve benim gibi eli bıçak tutabilen mahallenin kızları biberleri çarçabuk temizler. Salça sahibi, yardıma koşan komşulara “endeğe yemelik biber seçiverin gendiğize bakam” diye buyurur. Biberler tek tek güzelce temizlenip ayıklandıktan sonra “patosçu” amca aranır. Patos bir nevi motorlu kıyma makinesidir, her salça üretenin makineden yamağıdır. Patosçu amca beklenirken yorgunluk kahveleri pişirilir, sohbet demlenir. Patosçu amca gelir, püre haline gelmiş biberler kovalarla damda hazır naylon yatağına serilir. Salça tuzlanır ve Mersin sıcağında güneşin alnı kabağında suyunu çekmesi beklenir.

 

Salça zamanı ilkin çoluk çocuk için okulların başlayacağının habercisiydi. Oysa şimdi kaybolmasından korkulan bir kültür mirası. Emekle yapılan salçanın yemeği daha bir lezzetli, daha bir özel olurmuş onu anladım. Umalım ki kireç badanalı, kırmızı damlı evler, aile gibi komşular, tuz almaya koşulan bakkallar ve salçalı ekmek seven çocuklar kaybolmasın bu topraklarda.

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Zeytin: Bir Yürek Sevgi ve Barış

Koca bir gövdenin dalları koca bir kavrama eşit demekti. Tek bir zeytin dalı yeterdi barışı örmeye. Sonra sofralar ağırlar, tencereler kaynatırdı. Bir sabah sofrasında selamlaşmalıydı zeytin ile. Efsaneleri gelirdi nasılsa peşi sıra.

Devamını Oku
Fatih’te Hassas bir Atölye

Fatih’te Hassas bir Atölye

Hassas döküm heykel ustası Gıyasettin Gelir 25 yıldır bu mesleği icra ediyor. Mum ve kauçuk maddeler kullanılarak kalıp çıkarıyor ve çıkardığı kalıplara altın, gümüş ve bronz gibi madenler dökülerek içi boş heykeller ve gereçler üretiyor. İstanbul Fatih’teki emektar atölyesinde altı çalışanıyla birlikte diğer atölyelere ve mağazalara heykeller, hassas kapı kolları, çaydanlık parçaları gibi hassas ürünler sunuyor. Mum döküm ustası Gıyasettin Gelir’in sırrı, zanaatinin zarafetinde saklı.

Devamını Oku

Buğdayın Atası Siyez

Topraklarımızın demirbaşı, sofralarımızın vazgeçilmezi... Bu toprakların buğdayın anavatanı olarak görülmesi tesadüf değil. Göbeklitepe kazılarındaki buluntular buğdayın ilk kez bu coğrafyada yetiştiğini ortaya koyar. Karacadağ ve çevresindeki öncü buluntuların yanı sıra Diyarbakır Çayönü ve Kayseri Kültepe’deki kazılar da küplerin içinde buğday taneleri muştular.

Devamını Oku