Tirilye'de Bir Taş Mektep

Orhan Pamuk büyük toplumsal değişimlerden sonra geçmişin sosyo-kültürel izlerinin hüzne dönüştüğünden, bu yüzden şehirlerin hüzün dolu olduğundan bahseder. İstanbul gibi… Fakat ben size bugün bambaşka bir hikaye anlatacağım…

  • 31.01.2017
  • Pelin Sürmeli

Tirilye, Anadolu’da huzurun en yoğun hissedebildiği kasabalardan biri. Bu belki de çocukluk anılarımızı canlandıran ufak detaylarda gizlenmiş bir histir. Çocukken hep evin arkasındaki dutluktan boyumuz yettiğince topladığımız dutlar, Tirilye’de her bahçeden sokağa sarkan dut ağaçlarına çocuk gibi dalmaktan eksik kalmayan biz büyükler…

 

Fakat Taş Mektep, bütün kasabanın huzurunu üzerinde toplamış, öylece heybetiyle duruyor orta yerde. Neo-klasik tarzda inşa edilen o açık pencerelerinden içi görünüyor. Sarmaşıklar hala hüzünlü duvarların mütemmim cüzü. Dik yokuşlarla tırmanarak ulaştığımız arka sokaktan minik bahçesi görünüyor, devasa dutlar bakımsızlıktan artık binanın içine, koridorlarına kadar uzanmış. Ah keşke içeri girebilseydik diye düşünüp yan kapısına yöneliyorum. Tam o an, yaşlı bir teyze selam veriyor bize. Yabancılarla konuşmayı sevmeyen ben, teyzenin anlattıklarını soluksuz dinliyorum…

“Ben burada okudum. Kapkalın ahşap bir kapısı vardı, çıkardılar. Şimdi demir parmaklıklarından içeriyi görebilirsin. Bak, bu ortadaki boşlukta biz toplanır, İstiklal Marşı okurduk, şu da benim sınıfımdı. Tabi o zamanlarda okullar az, çevre köylerden hep okumaya buraya gelirlerdi çocuklar. Benim kızım da burada okudu. Torunum da okusun istedim ama kapattılar."

Ve ekliyor: "Buradaki bütün köy, kimin kapısını çalarsan çal, hep burada okudu. Sonra bomba var diye ihbar geldi bir gün, boşu boşuna kapattılar, çürüyor burada. Tekrar kullanılsın istiyoruz hepimiz. İmza toplanacak olsa tek tek bütün köy imza verir, gelir kendi ellerimizle bakımına, tamirine yardım ederiz. Ama hep ilgisizler yavrum…”

 

O ara sokakta tesadüfen karşılaştığımız teyze kaybolmaya yüz tutmuş hüzünlerden bahsetti bize. Tıpkı Tirilye gibi, tıpkı bu gözden ırak görkemli anılar sığınağı gibi… Bir nesil sonra silinecek bütün bu anılar, tıpkı yapının güçsüzleşip zamanla çökeceği gibi… Tarihin herhangi bir zaman diliminde, herhangi bir mekanda hayat bulmuş onlarca anıya tanıklık etmek tüyler ürpertici.

 

Neden bilmiyorum, belki gerçekten dut ağaçlarındandır. Fakat Taş Mektep, kendime dahi şaşırdığım kadar değerli bir noktada, anlamlandıramadığım kadar anlamlı bir hal aldı benim için Tirilye’de…

 

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

İstanbul’un Mistik Yüzü

İstanbul’un Mistik Yüzü

İstanbul’un envai çeşit mistik mekanından biri de şehrin denize en yakın ve en yüksek tepesi olan “Yuşa”dır. Yuşa Tepesi, büyüleyici manzarasıyla olduğu kadar, manevi havasıyla da özel bir konuma sahiptir. Tepenin kutsiyeti, üzerinde antik çağda adına yapılan bir tapınağın bulunduğu, “İyi Rüzgarlar Efendisi Ourios”a kadar dayandırılmaktadır.

Devamını Oku
Sazın Ustaları Aşıklar

Sazın Ustaları Aşıklar

Anadolu’ya varışıyla yepyeni bir yaşamın kapısını da aralayan Türk toplumu, özgün bir kültürel kimliğe bürünmüş; bu yeni kimliğin duygu dünyasının rehberi de aşıklar olmuş...

Devamını Oku
Bir Şehir Silueti

Bir Şehir Silueti

Bir sabah gözlerinizi açsanız, yeni doğan parıl parıl güneş odanızı aydınlatsın diye perdelerinizi aralasanız ve yüzyıllar öncesinde uyandığınızı fark etseniz neler hissederdiniz? Peki ya günümüzde Antep’in eski şehir meydanlarının birinde durup gökyüzüne baktığınızda aynı şeyi hissedebilseniz?

Devamını Oku