Halep’ten Antakya’ya Bir Keşiş Hikayesi

Antakya’da büyüyen çocuklar için şehir sırlarla dolu bir şark masalı gibidir. Bu şark masalı, binbir öykünün bakiyesini biriktirir ve Akdeniz'e döker asırlardan beri. Yalnız Asi'nin bildiği masalları dinler Antakya çocukları. O masallar ki üzümün paslı tadı gibidir: hafif buruk ve büyüleyici.

  • 25.01.2017
  • Pelin Sürmeli

Bundan seneler önce, ben henüz küçük bir çocukken, bambaşka dinlerin ve bambaşka kültürlerin harman olduğu Antakya şehri benim için devasa bir hayal dünyası iken; bayram çikolataları Halep’ten alınır, akşam misafirliklerinde Halep kahvesi ikram edilirdi. İki şehir arasındaki bu dostluk hali Antakya ve Halep çocuklarının belleğine kazınan ilk barışçıl kalıttır şüphesiz. Aynı sokakta bir sinagog, bir kilise ve bir camiyi kucaklaştıran Antakya, seneler sonra dahi beni hikayeleriyle şaşırtmaya devam ediyor.

Bu sefer çocukluğumdan çok öncesine, 6. Yüzyıla kadar savuruyor beni. Halep’le Antakya’nın kardeşlik hikayesini en başından anlatmak istercesine…

Erken Hristiyanlık döneminde, 5. Yüzyılda, Halep’te Aziz Simon adında bir keşiş yaşarmış. Dünyevi zevklerin uzağında, ırak bir tepeye çekilip ibadet edermiş. Fakat Aziz Simon’un müritleri sayesinde şöhreti arttıkça, kendisini ziyarete gelen seyyahların sayısı da artar olmuş. Aziz Simon toplumdan kaçamayacağını anlamış, ibadetini bir sütunun üzerinde sürdürmeye karar vermiş. Aziz Simon’nun bir sütun üzerinde yaşadığı duyuldukça ziyaretçileri artmış, ziyaretçiler arttıkça sütunun boyu daha da yükselmiş ve on sekiz metreye kadar çıkmış. Aziz Simon’un ölümünden sonra, hatıra olarak sütundan parçalar koparan ziyaretçiler nedeniyle sütun olukça küçülmüş, kalan kısmını korumak adına sütun tam ortada kalacak şekilde etrafına haç şeklinde kiliseler inşa edilmiş ve böylece erken dönem Hristiyanlık tarihinin en göz alıcı yapılarından biri bu topraklara kazandırılmış. Zaman içerisinde bu yapı bir manastır yerleşkesine evrilmiş ve önemli hac merkezlerinden birine dönüşmüş.

 

Aziz Simon’un öğretisi öyle ünlenmiş ki, Antakya’da yaşayan bir genç, şehirden kilometrelerce uzaktaki bir tepede, bir sütunun üzerinde hayatını devam ettirmeye karar vermiş. Bu kişi Genç Aziz Simon olarak anılıyormuş. Genç Aziz Simon da hayatı boyunca, tıpkı Aziz Simon gibi pek çok hacı seyyahın ziyaretine nail olmuş. Hayatını kaybettiğinde, tıpkı Halep’teki manastır gibi, sütunun çevresine kiliseler inşa edilmiş. En yakın su kaynağı iki buçuk kilometre uzakta olduğu için, yağmur sularının biriktirildiği bir sarnıcı dahi bulunuyor. Peki bu manastır kompleksi günümüzde nerede dersiniz? Simon Dağı, yani Samandağ’da!

 

 

Işin en gurur verici yanı ise, müzecilikte bir mihenk taşı olan yeni Hatay Arkeoloji Müzesi’nde, Aziz Simon ve Kompleksi hakkında rastladığımız bilgilerin asırların kardeşliğini çağdaş bilimin araçlarıyla kanıtlıyor oluşu. Halen titizlikle korunan Aziz Simon Manastırı, yalnızca erken Hristiyanlık döneminden Antakya’ya kalmış bir kültürel miras değil, Halep’ten Antakya’ya yüzyıllar öncesinden uzanan bir kardeş eli adeta…

 

Thurston, H. (1912). St. Simeon Stylites the Younger. The Catholic Encyclopedia, 13. New York: Robert Appleton Company. Erişim: 10 Kasım 2015 <http://www.newadvent.org/cathen/13795b.htm>

 

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Yörüklere Özgü Bir Çalgı: Sipsi

Yörüklere Özgü Bir Çalgı: Sipsi

Engin Toros Dağları'nda içten bir sesleniş yankılanır her mevsim. Çobanlar sabırla yineler insanlık çağrısını engin ufuklara doğru. İşte bu çağrı, yörüklerin mirası...

Devamını Oku
Binyıllar Öncesinden Bugüne Çatalhöyük

Binyıllar Öncesinden Bugüne Çatalhöyük

Bundan 9400 sene önce yaşasaydınız gözlerinizi nasıl bir güne açardınız? Bunu hafızada canlandırmak zor olsa da, Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi'nde 25 Ekim'e kadar sürecek olan Çatalhöyük sergisinde, sanal gerçeklik gözlükleri ile 9400 yıl öncesinin günbatımını izlemek ve boynuzlarla dekore edilen Çatalhöyük evlerinin içinde yemek yemek mümkün!

Devamını Oku
Bir Şehir Silueti

Bir Şehir Silueti

Bir sabah gözlerinizi açsanız, yeni doğan parıl parıl güneş odanızı aydınlatsın diye perdelerinizi aralasanız ve yüzyıllar öncesinde uyandığınızı fark etseniz neler hissederdiniz? Peki ya günümüzde Antep’in eski şehir meydanlarının birinde durup gökyüzüne baktığınızda aynı şeyi hissedebilseniz?

Devamını Oku