Son Durak Yusufeli

Bakir güzelliğiyle hayranlık uyandıran bir coğrafya kucak açıyor memleketin şirin bucağı Artvin’e. Gözlerin yeşile, kulakların su sesine doyduğu bu küçük sınır şehrinde bir cennet saklı: Yusufeli… Çok değil, birkaç yıl sonra baraj suları altında kalacak olan, henüz keşfedilmeden silinip gidecek, sil baştan tarih yazmaya çalışacak bir cennet burası.

  • 02.02.2017
  • Ümmühan Özcan Tan

Fotoğraf: Yener Tan

Çizim: Yener Tan

Çizim: Yener Tan

Göğe Komşu Topraklar diyarının Erzurum’a uzanan kolu... Heybetli Kaçkarların arkasında sapa sağlam duran Yusufeli… Yer ile göğün, yüksek dağlar ile derin vadilerin arasındaki ulaşılmazlığı, sertliği aşan engin coğrafya…  Keşfedilmemiş Cennet diyorlar Yusufeli’ne. Adeta dağlar arasında hapsolmuş ilçe, doğal ve kültürel mirasça zengin. İklimin bile istisnai özellik gösterdiği ilçe, Çoruh Vadisi üzerine kurulu.

 

Yusufeli’ne vardığımda ilkin aklıma Goethe’nin şu sözü gelmişti: “Bir semtin sokak hayvanları sizden kaçmıyorsa orada yaşayın. Çünkü komşularınız güzel insanlardır.” Bu diyarın insanı sıcaktı, içtendi, insani değerleri güçlüydü. İnsanı kucaklayıveren, hatta sahiplenen, kadirşinas insanların arasındaydım. Bir yere nakşolmuş edimler ve inançlar, yerel kültür değerlerini belirlemede yaşamsal önemde. İklimlerin, insanların ve coğrafyaların geçiş noktasında yer alan Yusufeli’nde Kafkaslar, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz kültürünün harmanlanmış hâli var.

Tulum, zurna ve akordeonun birlikte oyunlara eşlik ettiği başka diyar var mıdır? Hristiyan göreneklerinin bulunduğu, eski Türk inanç değerlerinden etkilenmiş, bunları İslam ile harmanlamış bir kültür mozaiği… Bu zor coğrafya, insanları paylaşımcı ve diğerkâm kılmış. İnsan sıcağı var Yusufeli’nde, uçsuz bucaksız dağlara inat.

Çoruh ve Barhal sayesinde rafting diyarı diye de anılır olmuş Yusufeli. Lakin bilene meşgale çok: trekking, dağcılık, avcılık, kampçılık, fotoğrafçılık, kelebek gözlemciliği… Bunlardan vakit kalırsa camiler, kiliseler, manastırlar ve kaleler de gezginlerin ajandasında olmalı.

 

Barhal Vadisinin rengârenk kelebekleri, kuşların göç yollarının kenarında olan eşsiz yer, boğa güreşleri ve festivallerin diyarı, Doğu’nun Kırkpınar’ı, Karadeniz, Kafkaslar ve Doğu Anadolu kültürünün sentezi Yusufeli, Çoruh ile Barhal’ın kardeş misali birlikte aktıklarına tanıklık ediyor asırlardır.

 

Kaçkarlar, zirvesinde yazın bile karlarının eksik olmadığı Kaçkarlar… Onun yokluğunda Çoruh nasıl bu kadar hırçın akardı? Deli Çoruh… Bu sakin coğrafyaya can katan Çoruh… Yüksek dağlar arasında derin vadiler açan Çoruh…

 

 

Yeşilçam’ın dillere destan bir Atıf Yılmaz filmi vardır: “Selvi Boylum Al Yazmalım”. Asya ile anası arasında geçen diyaloglar, annenin baraj çalışanlarına isyanı daima Yusufeli’ni hatırlatır insana. Yaşadıkları evin baraj suları altında kalacak olmasının verdiği tedirginlik, sil baştan başlayacak olmanın verdiği korku…

 

Ahmet Ümit’in “İstanbul Hatırası” romanında ne güzel özetler: “Semtlerin eski isimleri unutuluyor, şehir hızla geçmişinden koparılıyor. Oysa şehirler de insanlar gibidir, geçmişlerini unuturlarsa, tarihlerinden koparılırlarsa kişiliklerinden de koparılırlar. Hiçbir özellikleri kalmaz. Birbirine benzeyen, sıradan insanlar gibi olurlar.” Çünkü şehirleri şehir yapan şey taşıdıkları ruhtur. Taşıdıkları anlamdır, derinliktir…

 

Hasankeyf ile aynı kaderi paylaşacak Yusufeli. Yarına neler kalmalı diye düşünmek, bu kültür göçüne omuz vermek bir görev. Yusufeli asırların hatıralarını paylaşmaya son misafirlerini buyur ediyor…

   

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Yeşil Dağların Arasından Yükselen Tarih: Kurul Kayası

Karadeniz… Yeşilin hangi tonunu azıcık eşeleseniz doğal güzellikle harmanlanmış tarihin ortaya çıktığı bir güzel memleket burası. Havası, suyu ve yeşiliyle görenin ömrünü uzatan güzelliklerle dolu.

Devamını Oku
Bir Şehir Hayaleti

Bir Şehir Hayaleti

“Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada bir insanı sevmekle bitiyor her şey” der Sait Faik. “Burada” derken kastı, İstanbul...

Devamını Oku
Klarnetin Büyüsü Sesinin Buğusu

Klarnetin Büyüsü Sesinin Buğusu

Tarihi 17. yüzyıla uzanan bir enstrüman ve ona adanmış, onunla yoğrulmuş bir ömür. Enstrüman Batı Avrupa'dan, ömür ise güzide il Ordu'nun Bayadı köyünden.

Devamını Oku