Sazın Ustaları Aşıklar

Anadolu’ya varışıyla yepyeni bir yaşamın kapısını da aralayan Türk toplumu, özgün bir kültürel kimliğe bürünmüş; bu yeni kimliğin duygu dünyasının rehberi de aşıklar olmuş...

  • 11.02.2017
  • Emelcan Pehlivan

Halkın gözü, kulağı ve dahi sözcüsü durumunda olan ozanlar, Anadolu İslamına aşıklık geleneğini kök salmış. Faninin ölüm yazgısı bir yana, insan gülmeye, oynamaya ve söylemeye devam etmiş. Aşıklar da ilkin tebessümle çıkmışlar yola. Bağlamanın her telinde yanıp kavruk türküler söylemeye başlamışlar sonra.

 

Erzurum da Aşıklar geleneğini sürdüren şehirler arasında. Geçmişte meşhur aşıkların beşiği olan bu şehir, aşıklık zanaatinin yeni nesillere aktarılmasını üstüne vazife sayıp yeniden can vermiş halk ozanlarına. Bizlere de aşkın ustalarını dinleyip geleneğe selam durmak kalmış…

 

 

 

BBC'nin 1985 yapımı "In Search of the Trojan War" belgeselinden bir kesit.

 

Aşıklar denince akla ilk gelen kıraathanelerdir. Kıyasettin Temelli Kıraathanesi’ne girince ustalarımızın güleryüzlü karşılamalarıyla mest oluyoruz. Bu kavruk anılar durağı, tarih ve yaşam kokuyor; söylüyor, söyletiyor…

 

Kıraathanede aşıkların sazlarıyla atıştığı sedirler kurulu. Eskiden aşıklar masaların üzerine çıkıp öyle arz ederlermiş dertlerini, aşklarını. Şimdilerde onlara özel yerler yapılmış. Adettenmiş aşıklara arka dönülmezmiş. Kıraathanenin ortasına kurulu bir soba yandıkça söyletiyor, dinledikçe harlanıyor. Çaylar demleniyor, ikramlıklar sobada pişiyor. Her gelene çayın yanında Pasinler Ovası’nın meşhur patatesinden ikram ediliyor. Kendilerini İslamın halifesi (vekili, koruyucusu) olarak niteleyen aşıklarımız ile hoş bir sohbete koyuluyoruz:

“Bağlamam 25 yıldır ağlıyor, o ağladıkça kafamda saç kalmadı. Çok dokunaklı ağlıyor.” Aşık olmak tıpkı bir köze üflemek gibi. Nefes ve mısralarla harlanan bir gönül közü…

“Toprak mezar  değil bana

Çektiğimiz dikenli teller  kendimize batar bir gün”

 

Aşık Mevlüt Mertoğlu’nun Aşık Reyhani ile atıştığını öğreniyoruz. Aşık Mertoğlu bize nasıl bugünlere geldiğinden bahsediyor. Sözlerine başlamadan gözlerinden iki damla yaş aktığını görünce tedirgin oluyoruz. Merakla sorunca cevabı:

 

“Biz gönül adamıyız, aşıklar kendi içinde  renktir. Hepsinin tadı, tonu farklıdır. Hepimiz yanarak söyleriz bestelerimizi, odur bizim göz yaşlarımızın sebebi. Otuz yıldır çalışıyorum ama halen daha aşık olamadım… Rahmetli babam köy imamıydı, ilk başlarda saz çalıp söylemem izin vermezdi. Bir gün cesareti toplayıp yanına gidip sebebini sordum. Aldığım cevap ise hayatım boyunca kulaklarımdan silinmedi: ‘Benim içimden çıkan beni yakıyor, bari oğlum yanmasın!’ O zaman anlamıştım babamın bana niye kızdığını.”

 

“Çok tuhaftır. Rüya gördüm bir gece.  Sabah uyandığımda saz çalmayı öğrenmiştim. Her gün Leylamı aradım çaldım söyledim. Gün oldu ağladım, halen daha  ağlıyorum. Benim aradığım Leyla burada yok. Gün oldu coştum; meğer gurbet içinde gurbetlik çekiyormuşum, haberim yok…”

 

Aşıklık ustadan çırağa miras kalan bir zanaat iken şimdiler de çırak değil, ilgi duyan birilerini bulmak güç. Bu meyanda sitemkar sözleri aşıkların. Lakin, hayat gailesi bâki. Aşık Mertoğlu der ki,

 

 “Ey İlahi! Senin binbir ismini

Kulda aratmanda muradın nedir?

Bilirim her kuldan saklar cismini

Yolda aratmanda muradın nedir?”

 

Aşık Mertoğlu

 

 

Bu Yazıyı Paylaş:

Benzer Yazılar:

Bin Yıllık Usta Hikayesi: Yemenici Deniz Usta

Bin yıllık bir zanaatin bayrak devri hikayesidir bu. "Baba mesleği" demişler adına. Emeği sonsuza taşıyan bir nişan adeta.

Devamını Oku
Kuşlar da Gitti

Kuşlar da Gitti

Bir divan şiiri olur kuşlar, âşık olurlar ve sevgilinin saçları gibi dolanırlar bir camiye. Hem gül hem bülbül… Avlularda dönerler pervane misali. Dönerler de bir yere konamazlar. Yüzyıllardır kondukları ağaçları, evleri, duyguları yerlerinde bulamazlar. Bulduklarında da istenmezler. Bu ülkede bir çingenedir kuşlar, camiler de dâhil.

Devamını Oku
Kalandar Gecesi

Kalandar Gecesi

Elde avuçta olan, yürekten kopan verilir, maniler yankılanır Kalandar Trabzonu’nda. Ahali, meyvesini, kolivasını, cevizini, fındığını koyar minik ellerdeki torbalara. Büyükler samimiyeti, çocuklar ışıl ışıl parlayan gözlerdeki mutluluğu verirler.

Devamını Oku